15 Mart 2012 Perşembe

TAYLAND 2 ( Phuket )

Hazırladığımız 9 günlük Tayland gezimizin 2. durağı olan ve 3 gün kalacağımız Phuket için 10.04.2011 pazar sabahı Bangkok Havalimanı'ndan 10:50'de havalandık (Airasia). Airasia bizim Pegasus'un Tayland şubesi gibi, sadece ulaşım için fiyatları makul ve ilave her türlü servis ücret karşılığı. 1,5 saatlik uçuşun ardından Phuket Havalimanı'na indik. Havalimanından ulaşım için minibüs veya taksi seçenekleri havalimanı içinde mevcut ve tarifeler firmalar için hemen hemen aynı. Bangkok'ta yaptığımız alışverişler nedeniyle şekil değiştiren valizlerimizden dolayı (:-)) zaman kaybetmemek ve kalacağımız otelin kapısına kadar gidebilmek adına 650 Baht karşılığında özel taksi tuttuk. 35 dk lık bir yolculuk ardından yeşillikler içindeki yoldan adanın en hareketli yeri olan Patong Koyu'ndaki, iki gün kalacağımız ilk otelimize (Duangjitt Resort) geldik. Hemen belirtmeliyim ki, dünyaca ünlü turizm merkezi Phuket, Tayland'ın en büyük adası ve Tayland'ın, batısındaki Andaman Denizi'nin Yukarı Andaman diye tabir edilen kıyılarının en güneyinde (Upper Andaman Cost) yeralan yerleşim merkezlerinden birisi. İlk olarak kalay üretimi ile gelir elde eden bu adanın şu andaki en önemli zenginliği turizm. Anakaraya 700 m'lik bir köprü (Sarasin Bridge) ile bağlanan Phuket'in içinde demiryolu yok ve en etkin ulaşım aracı karayolu. Araç kiralamak isterseniz yolun İngiltere'de olduğu gibi sağ şeritten aktığını belirtmek isterim.Adanın batı Andaman Denizi'ne komşu kıyılarındaki koylardan en canlısı Patong. Patong'un hemen altında Karon ve Kata sahilleri de çok popüler ama Patong'a göre daha sakinler. Biz planımızı, ilk iki günümüzü özellikle gece hayatının da canlılığından yararlanmak adına Patong bölgesinde, son günü de dinlenmek ve denizden yararlanmak için adanın güney doğusundaki Panwa Beach tarafında geçirmek üzere yapmıştık. Otelimize öğle üzeri yerleştiğimizde ilk işimiz önümüzdeki iki günü programlamak oldu. İlk gece için FantaSea Show, ikinci gün adalar turu ve gecesi için Simon Cabaret Show'da karar verdik. Otelimizdeki acenteden sadece showların biletlerini aldık, çevre turları için otel dışındaki turizm acentelerinden yararlanmak istedik çünkü otellerdeki organizasyonlar daha pahalı. Patong sahilinde çok kaliteli ve inanılmaz fiyatlara deniz ürünleri sunan kaliteli restaurantlar var. "Denizden babam çıksa, yerim" diyenlerdenseniz burası sizin için doğru adres. Ben ve eşim kırmızı etçi ve sebzeci olduğumuz için ve sabahtan beri sadece kahvaltı ile durmanın da verdiği açlıkla, açılışı Burger King'de yaptık.Hemen akabinde yaptığımız kısa yürüyüş turundan sonra FantaSea Show'a gitmek üzere otelimize döndük. Fanta Sea Show bir tür eğlence parkı. İçinde çocuklu aileler için renkli standlar, ışıl ışıl bir restaurant ve Fanta Sea Show'un yapıldığı dış mimarisi görkemli bir gösteri merkezi var. Yerel efsanelerin anlatıldığı ve göze hitap eden kesinlikle çok keyifli bir gösteri, tavsiye ederim. Gösteri ardından 23:00 sularında tekrar Patong merkeze geldik. Akşam üzeri gördüğümüz nisbeten sakin Patong, gece yarısına doğru havasını yakalamıştı. Trafiğe kapalı Bangla Road Patong'un ve eğlencenin merkezi. İlk göze çarpan husus yüksek sesli müzik ve renkli ışıkların hakim olduğu barlar, Go-Go barlar, kadınlar ve sheboy'lar. Uzun boylu, makyajlı ve kesinlikle daha güzel olan kadın gördüğünüzde anlayın ki karşısınızda bir sheboy var. Sizi, fotograflarını çekerken gördüklerinde hemen müdahele edip para istiyorlar. Parayı verdiğinizde aralarına alıp cüretkar pozlar verebiliyorlar. Phuket'te dikkat çeken diğer husus ise çok sayıda orta yaşın üzerindeki batılı erkeklerle yerli bayanların oluşturduğu çiftler. Hayatlarının ikinci baharında elele romantizm yaşamaya gelen yaşlı batılı erkekler için burası bir cennet olsa gerek:-). Bangla Road'un bu canlı atmosferi içinde Türkçe diyaloglarına da sık sık denk geldiğimizi belirtmek isterim. (Geldiğimiz THY uçağının yarısının turist, yarısının bekar Türk erkekleri olduğunu hatırladık). Ertesi gün sabah erkenden kalktık ve çevredeki adaların bir kısmı için yapacağımız tura katılmak üzere lobide bizi bekleyen minibüse bindik. Diğer otellerden toplanan yolcular ile vardığımız limanda bizi bekleyen 50-60 kişilik teknelerden birine bindik. Bugün bizim için önemliydi çünkü hayalini kurduğumuz muhteşem denizin olduğu bir tura katılıyorduk ve 2011 yılının ilk deniz tatili açılışını yapacaktık. Gezimizde James Bond Adası, Panak Adası, Hong Adası ve bir de ismini hatırlayamadığım ama kanolarla içine girdiğimiz bir mağara ardındaki güzel bir iç göl (lagoon) vardı. Denizin dibinden bir dikik gibi çıkmış kireç yığını şeklindeki adacıkların oluşturduğu görüntü alışık olmadığımız bir durum olduğu için ilgimizi çok çekti. Bunların en ünlüsü, adaya da ismini veren, 1974 yapımı "The Man With the Golden Gun" adlı bölümün çevrildiği James Bond adasıydı. Bir filmin bir adayı bu kadar ünlü yaptığı yer sayısı azdır herhalde. (Bunlardan birisi de The Beach filminin çevrildiği Phi Phi Adası'ndaki Maya Beach). Burada denize girme imkanınız yok çünkü turlar burada en fazla 45 dk kalıyor. Küçük bir yer olduğu ve herkes filmin ünlü yaptığı kayalığın bulunduğu sahilde fotoğraf çektirmek istediği için ortam tıkış tıkış. Zaten bu minik adaya tur tekneleri yanaşamıyor, 20'şer kişilik motorlu long tail boatlar sizi alıp parti parti adaya çıkartıyorlar. Tam bizdeki dolmuş olayı gibi, sadece tek bir kayığın yanaşıp yolcularını boşaltıp alabildiği ufak bir iskelesi var. Trafiğin bu kadar yoğun olduğu bu minik adada 45 dk kalmak bir lüks. Kaldı ki denizi işe yaramaz. Suyun dibi gözümüyor. Bu en büyük hayal kırıklığımız oldu. Turumuzun en son kısmında ismini hatırlamadığım ıssız bir koyda denize girebileceğimizi öğrendik. Koy ıssız, sessiz, çekici ve suyu filmlerdeki gibi okyanus açık yeşili ama suyun dibi gözükmüyor. Yani nerede bizim Datça'nın, Göcek Koyu'nun cam gibi dibi gözüken denizi. Buna rağmen serinlemek için girdiğim sudan ıssız adanın kıyısına kadar yüzdüm. Gözlük takmış olmama rağmen en sığ yerde bile suyun dibi gözükmüyordu. Rehberimizin "saat 17.00ye kadar buradan ayrılmış olmamız gerektiğini çünkü bu saatten sonra deniz analarının buraya akın ettiğini" belirtmesi üzerine tekneye dönerek yola çıktık. Hülya dibi gözükmeyen hiçbir denize girmediği gibi, rehberimizin yaptığı bu bilgilendirme de, onun Andaman Denizi'nden tamamen soğumasına yol açtı. Sonuç olarak Tayland'ın ve Phuket'in çok övülen denizi bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Geri dönüş yolunda, Nihat Doğan triplerine kapılmış bir psikolojide olduğumuzu farkedince, muhtemelen güneş çarpması ve yorgunluktan kaynaklandığını düşündük:-) Akşam otelde aldığımız ilk deniz mahsüllü yemeğimizde balık ve ıstakozun tadına bakabildik. Menüde dikkatimizi çeken husus kırmızı etin balık ve tavuk etine göre daha pahalı olduğuydu. Yemek ardından eşcinsellerin hazırlayıp sunduğu ünlü Simon Caberet Show'a gittik. Çin, Japonya ve Rusya'dan gelen tursitlerin ağırlıklı olduğu bu gösterinin belli bölümlerinde bu dillerde yapılan kısımlar yoğun alkış aldı. Bizce kaçırılmaması gereken eğlenceli bir gösteriydi. Gösteri ardından yine soluğu Bangla Road'da aldık. Girişin ücretsiz olduğunu söyleyen genci takip ederek girdiğimiz gogo barda ilk gözümüze çarpan husus iki ayrı stand üzerindeki direklerde show yapan Tayland'lı kızlardı. Ortam oldukça vasat ve en ucuz bira yaklaşık 30 USD. Tabi ki çok kalmadan çıktık. Gece yarısına yaklaşmamıza rağmen günün yorgunluğunu atmak için soluğu bir masaj salonunda almak istedik. Kesinlikle önerilen masaj salonu "Christine". Alt kattaki ana girişin hemen solunda geleneksel masajlar için bir salon, üst katta ise erotik olan köpüklü masaj salonu var. Öğrendiğimize göre sadece erkekler değil, kimi çiftler de köpüklü masaj alıyorlarmış.
Ertesi gün yani 12 nisan sabahı Patong'daki son günümüzdü. Çünkü buraya gelmeden önce Phuket'e ayırdığımız son günü, dinlenerek denizin daha güzel ve ortamın daha sakin olduğuna inandığımız, adanın güneybatı tarafında geçirmek üzere planlamıştık. Panwa Beach'te ayarladığımız Radisson Resort'a gitmeden önce, Patong merkezini gündüz gözü ile son kez görmek istedik. Dışarı çıktığımızda turistler dahil herkesin gerek ellerindeki su tabancaları (hatta tüfekleri) gerekse su hortumları/kovalar ile su savaşına girdiğini gördük. Bunun nedeni ertesi gün yani 13 Nisan'da başlayan ve 2 gün sürecek olan Yeni Yıl kutlamaları (Songkran) idi. Bu kutlamalar sırasında insanlar "şans ve mutluluk getireceğine" inanarak birbirlerini ıslatıyor. Sıcak ve nemin olduğu bir ülkede faydalı bir kutlama yöntemi. Bu nedenle insanlar sokaklarda yürürken dükkanların öününde oturanlar ellerindeki tabanca/tüfeklerle yoldan geçenleri ve birbirlerini ıslatıyorlar. Ancak bu ıslatma işlemi bu kadar masum olmuyor. Şöyle belirteyim ki, diktatörlükle yönetilen kimi Afrika ülkerindeki iç savaş sahnelerinin olduğu filmleri mutlaka seyretmişsinizdir; hani şu üstü açık jeeplerin üzerinde ellerinde silahla dolaşan gerillaların sokak çatışmalarına dahil olduğu sahneler.. o sahnelerdeki silahların yerine buradaki renkli plastik büyük su silahlarını ve mermi yerine de suyu koyarak hayal edin ltf. Mayo ile dışarı çıkmadıysanız böyle bir ortamda vay halinize. Bizim başımıza da bu geldi işte. İç çamaşırlarımıza kadar ıslandık. Bana göre çok keyifli olan bu gelenek, böyle bir ortama hazırlıklı olmadan giyinerek yola çıkan eşim için gerginlik yarattı.
Patong maceramız bu şekilde sona erdi. Otelimizde bekleyen taksiye atlayarak yarım saat mesafedeki Panwa Beach'teki otelimize doğru yola çıktık. Radisson Hotel oldukça komforlu ve sessiz bir hotel, az sayıda misafiri var. Personel, tıpkı diğer otellerde olduğu gibi son derece saygılı ve güleryüzlü. Taksiden yarı ıslak giysilerle indiğimizi görünce başımıza gelenleri, yüzlerindeki ifadeden, anladıklarını düşündüm. Denizin güzel olacağı beklentisi ile kendimizi hemen sahile attık. Dün yaşadığımız hayal kırıklığı tekerrür etti. En sığ yerinde bile dibi görülmeyen su! Halbuki tüm programı buna göre yapmıştım. Bilseydim Phuket'e 3 gece ayırmazdım. Bu hayalkırıklığı ile plajdaki sessiz sedasız yatan iki çiftin yanına biz de uzandık. Eşim ile aramızda yarım saat muhabbet ettikten sonra otelin sahilindeki birbiri ile konuşmayan bu iki çiftin de, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşları olduğunu ve balayı için buraya geldiklerini öğrendik. Tesadüfün böylesi! Bu otelin bize verdiği en büyük keyif "spa keyfi" oldu. Muhteşem bir tecrübeydi. Kişi başı 110 TL gibi ücret ödedik saati için ama gerçekten muamele ve ortam anlatılamaz. Bu keyifli tecrübeyi takiben aldığımız lezzetli akşam yemeği ardından (ıstakoz ve ördek eti) odamıza çekilip ertesi gün başlayacak Phi Phi Adası yolculuğumuzun planlarını gözden geçirdik.
13 nisan yeni yılın ilk günü olduğu için karşılaştığımız tüm çalışanların yakın ilgisi ile karşılaştık. Allahtan burada dün yaşadığımız su savaşı olmadı. Sabah kahvaltısında gördüğüm Nutella benim için yeni yıl hediyesi oldu. Tayland'a geldiğimizden beri ilk kez bu kadar keyifli bir kahvaltı yaptığımızı belirtmek isterim.
Kahvaltı ardından PhiPhi'ye gidecek olan feribota binmek üzere Rassasa Pier'e (rıhtım) götürecek olan taksiyi ayarladık. 450 Baht'a anlaştığımız müslüman taksici Abdullah'ın aracı bagajı aynalı ve camlı özel yapım Honda Civic idi. (Hemen belirtmeliyim ki, doğal olarak araçların neredeyse tümü Japonya, Çin ve Kore'den geliyor.) Yarım saatlik güzergahımız üzerinde tam bir su savaşı yaşandığını gördük. Kimbilir şimdi Patong'da olsaydık neler neler görecektik:-). Liman'a geldiğimizde PhiPhi'ye götürecek feribotun biletlerini kişi başı 600 Baht ödeyerek aldık (yaklaşık 20 USD)
Phuket maceramız 13:30'da Rassada Pier'den Phi Phi'ye kalkan feribot ile sona erdi.
Phuket'e tekrar gelir miyiz? İkimizin de yanıtı aynı. "Sanmam".

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder