28 Mart 2016 Pazartesi

LVIV

Hafta sonu kaçamak yapılacak "ekonomik ve keyifli" bir yurtdışı destinasyonu arıyorsanız Lviv'i öneririm. Vize yok, yakın ve ekonomik. Cumadan gidip pazar dönecek şekilde iki gece kalmalı bir program özellikle mayıs, haziran ve eylül aylarında harika olur. Benim gibi mart ayında giderseniz üşürsünüz ve bu güzel yeşil şehrin ağırlıklı gri yüzünü görebilirsiniz.

Dünya Kadınlar Günü arifesinde hem UNESCO kapsamındaki bu tarihi şehri, hem de imkan olursa  Hürrem Sultan'ın doğduğu kenti görmek istedim. Tramvayları kadınların kullandığı ve nüfusun çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu öğrendiğim bu sevimli küçük açık hava müzesine, Pegasus'un her zamanki ekonomik uçuşları kapsamında gitmeye karar verdim.



Pegasus'un tarifeli seferi Sabiha Gökçen'den 13:35'de kalktı ve 2 saat 10 dakikalık bir yolculuk ardından saat 15:45 gibi vardı. Lviv ile İstanbul arasında saat farkı yok.



Tamamına yakını dolu olan seferde dikkatimi çeken ise bayan yolcu sayısının iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olmasıydı. Bu kadar yolcunun karşısında bir de pasaport kontrolündeki tüm görevlilerin bayan olduğunu görünce turizm firmalarının çıkardığı şehir efsanesinin bir an doğru olabileceğini düşünmedim değil hani:-)

Kontrol ardından bagajı alınca ilk işim para bozdurmak oldu. Ukrayna'nın para birimi Grivna (UAH) ve TL'ye göre daha az değerli, yani 1 TL=9,3 UAH ediyor. Fiyatları hesaplarken fiyat etiketi üzerindeki rakamı kabaca 10'a bölün. Tüm gezim boyunca gerek menülerdeki gerekse de fiyat etiketlerindeki fiyatları görünce "acaba bir yanlışlık mı yaptım?" diye düşünmek zorunda kaldığımı da belirteyim, o kadar ucuz yani.  Giderken yanınıza USD veya EURO götürün, çünkü TL bozmuyorlar.  

100 USD bozdurduktan sonra booking.com'dan ayarladığım otele zaman kaybetmeden gitmek için bir taksiye bindim. 25 UHA yani 2,5 TL'ye otele vardım. Yanlış duymadınız 2,5 TL. Kaldığım otel (Premier Hotel Dinister) yine şehir merkezinde sayılıyor ama şehrin turistik merkezi sayılan Rynok Meydanı'na yürüyerek 10 dakika mesafede. Burada her yer birbirine yürüme mesafesinde. Taksi kullanmanıza gerek yok.

Mart itibariyle bize göre daha soğuk olan Lviv, gri bulutların altında kasvetli bir görünüm sergilemekteydi. Binalar bakımsız ve arabalar çoğunlukla eski model. Belediye otobüsleri dökülüyor. Enerji anlamında bağımlı oldukları Rusya ile savaş halinde olan halkın endişesi hissediliyor.




Tarihi:

Lviv Aslanlar kenti olarak anılıyor. Şehirde 4.500 den fazla aslan heykeli var. Nedeni de şehri kuran kralının oğlunun isminden alması.

Yerleşim merkezi olarak bin yıldan fazla bir tarihe sahip olan Lviv'in bir şehir statüsü olarak 7 asırlık bir geçmişi var. Modern Ukrayna devleti kurulmadan önce farklı imparatorluk ve devletlerin yönetiminde kalmış olan Lviv, Polonya egemenliği sırasında "Lwów", Avusturya egemenliğinde "Lemberg" adıyla anılmış. Sırasıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, kısa süreli Batı Ukrayna Halk Cumhuriyeti, Polonya ve Sovyetler Birliği egemenliği altında da kalan Lviv tarih boyunca İsveç ve Osmanlıların da başarısız kuşatmalarına maruz kalmış.



Genel izlenimler:
  • Buralarda yaşam bize göre ucuz.
  • Tarihi, estetik ve sevimli bir kent. Boşuna UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınmamış.  
  • Tramvayları kadınlar kullanıyor.
  • Okur yazarlık oranı %100.
  • Tarihi geçmişi binalardan ve yapılardan hissedebiliyorsunuz. Evler çok renkli. Bunun nedeni de 18.yy'a kadar binaların kapı numaraları olmadığı için adres tariflerinin binaların rengine ve biçimine göre yapılıyor olmasıymış.
  • Hoş ve düzgün tipli insanlar, kadınları uzun boylu.
  • Savaşın endişeli atmosferi hissediliyor. Ekonomik açıdan çok zengin olmadıkları ortada. Her şeye rağmen gençlerin enerjisi hakim.
  • İngilizce sorunu var.
  • Uçak düşürme olayından sonra Türkiye çok popüler olmuş.




Rynok (Pazar) Meydanı:
Prag ve Krakow'ı andıran Lviv'in merkezi konumunda bu meydan yer almakta. 500 yıllık tarihi olduğunu öğrendiğim bu meydanın ortasında 19.yy da yapılmış bir belediye binası mevcut. Bu yapının etrafında da 16-20yy arasında inşa edilmiş evler, dükkanlar, müzeler, sanat galerileri ve kafeler var. Rynok Meydanı 1998 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'ne alınmış.





Belediye Binası :
1381 yılında inşa edilen yapıya saat kulesi 1852'de Viyana'da yaptırılmış. Binaya girip 4 kata kadar asansör ile çıkıp buradan sonra 306 merdiveni tırmanarak eski şehri tepeden izleyebilirsiniz. 



Meydan Çeşmeleri:
Meydanın, Belediye Binası'nı köşelerine denk gelen kısımlarında dört adet çeşme var: Neptun, Diana, Adonis ve Amphitrite. Öğrendiğime göre bunlardan Neptun Çeşmesi çok bilinen bir buluşma noktası. Yazın festival zamanı gelenlere mutlaka giydirilmiş Neptun ile fotoğraf çekmeleri önerilmekte. Yazın gidince tecrübe edeceğim.





Kahve Kültürü:
Burada kahve kültürü çok gelişmiş. Rynok Meydanı'nda dolaşırken etraftaki kafelerdeki kahve kokusu o soğukta insanı cezbediyor. Coffee Factory ismindeki kafeye girdiğinizde sizi büyük bir kahve makinesi ve mis gibi kahve kokusu karşılıyor. Ardından alt kata veya içeri doğru geçtiğinizde loş ortamda farklı ülkelere ait kahveleri yudumlayan gençleri görebilirsiniz. Kapının hemen önünde "kumda Türk kahvesi" yapanları görmek şaşırtıcı.




 

Hemen belirteyim ki Ukraynalılar Avrupalılara kahveyi tanıştıranların kendileri oldukları konusunda ısrarcı. Osmanlıların II. Viyana Kuşatması esnasında Yuri adındaki bir Ukraynalı kahveyi görüp bunun nasıl hazırlanıp içileceğini öğrenmek için Osmanlıların içine sızmış ve kahve hakkında bilgi edinmiş. Mağlup olan Osmanlı ordusu tası tarağı toplamadan, kahve çuvalları dahil, her şeyi bırakıp gittikten sonra geride kalan kahvelere sahip olan Avrupalılar Yuri sayesinde kahve kültürü ile tanışmışlar. Alın size bu kişi...




Çikolata Fabrikası: 
Üç katlı sevimli bir bina. Önündeki sıcak çikolata kokusu sizi Rynok Meydanı'nda herhangi bir yerde bulup kendisine rahatlıkla çekebilir. Hafta sonu olması nedeniyle olsa gerek içerisi oldukça hareketliydi. El yapımı çikolatalar, nugatlar, sıcak sıcak akan çikolatalar vs tümü çok leziz. Sadece dikkatli olmanız lazım, gözünüz doymadığı için fazla alıp bunları nasıl bitireceğim diye kara kara düşünebilirsiniz. Ben rejimde olduğumu unutup biraz fazla kaçırdığım için fazla çikolataları muhabbet açma ve tanışma vesilesi olarak kullandım.




Bu arada bu binanın çatısına çıkın ve keyifli Lviv manzarasına bakarak çikolatalarınızı kahve eşliğinde yudumlayın. Bakalım "hamsi kavağa çıkmış" misali çevre binaların birinin "çatısındaki arabayı" görebilecek misiniz?




Lviv'den hatıra olarak götürebileceğiniz bir  şey varsa o da kesinlikle çikolataları.
Hatırlatma: Şubat'ın ilk haftası Çikolata Festivali olarak kutlanıyormuş.

Sokak Müzisyenleri:
Rynok Meydanı ve buraya çıkan ara sokaklarda müzik yapan Lvivliler kendilerini dinletiyorlar. Özellikle hava kararınca çok kaliteli müzik yapan müzisyenleri oturup dakikalarca seyredebilirsiniz. 



Ermeni Katedrali:
Şehrin en eski yapılarından birisi. 14. yy da Ermeni bir tüccar tarafından Kars'taki eski Ani Katedrali'ne uygun olarak yapılmış. Şanslıydım ki pazar ayininde mistik ortamı tecrübe etme imkanım oldu.



Kilisenin orjinal çan kulesi 1571 yılında monte edilmiş, sonrasında kuşatma esnasında atalarımız tarafından yıkılmış. Yıkılan çan kulesi 19.yy'da restore edilerek tekrar eski yerine kavuşmuş. Bu arada Ukrayna'da halen 150.000'den fazla Ermeni yaşamaktaymış. (Adres: Virmenska St, giriş ücretsiz.)




Arsenal Museum : Arsenal 16.yy döneminin savunma yapısı olarak inşa edilmiş. Müze 13. ve 20. yy başına ait yaklaşık 40 ülkenin sahibi olduğu silahların ve savaş kıyafetlerinin sergilenmekte olduğu bir müze.



Lychakiv Mezarlığı:
Bir mezarlık görülmeye değer mi diye haklı bir soru sorabilirsiniz; Evet, değer.  Moskova'daki Nazım Hikmet'in yattığı Novodeviçi Mezarlığı da bir mezarlıktan öte, sanki bir açık hava sanat eserleri müzesi gibiydi. Burası oradan bir seviye daha derli, toplu ve büyükçe. Ukrayna tarihinin meşhur şairleri, yazarları, politikacıları, sporcuları, Kızıl Ordu ve bağımsızlık savaşının ünlü simaları yattıkları bu sade ve estetik mezarlıkta anılıyor. Tarihi merkezin (Old City) dışındaki bu yere Mytna Meydanı'ndan 7 no.lu tramvaya binerek (4 durak) gidebilirsiniz. Ya da en hızlısı taksi ile...






Opera Binası:
Lviv'in simgesi sayılan yapılardan birisi olan Opera Binası'na Ukrayna'nın en meşhur bayan baletinin adını verilmiş (Solomiya Krushelnyts'ka). 1900 yılında Rönesans ve Barok üslupta inşa edilmiş. Çok zengin iç dekorasyonu ile Avrupa'nın en güzel opera binalarından olduğu ifade edildi. Çok zamanım olmadığı için rehberli tura katılamadım.



Lviv Tarih Müzesi:
Her ziyaret ettiğim şehirde mutlaka Şehir Tarih Müzesi ziyareti yaparım. Şehrin geçmişi hakkında güzel bir fikir verir. Batı Avrupa ülkelerinde gördüğüm ayarda bir müze olmasa da, 16-18 yy arasına ait 300.000 parçanın sergilendiği bu müzeyi görmenizi öneririm.  Asker açıdan çok parlak ve zengin bir tarihe sahip olmasalar da savaşı Ukraynalı Kazak tarihine de sahip bu ülkenin tarihi ileri gelenlerinin portrelerini ve Avrupa ülkelerinden gönderilen bir kısım zenginliklerini görebilirsiniz. Fotoğraf çektirmediler.

Mazo Cafe:
Önünde Mazoşizmin babası Leopold Von Sacher'in heykeli olan cafe. İçeride ilginç iç dekorasyonu ve  kostümleri ile ellerinde kırbaçla dolaşan ve sipariş alan bayan garsonlar var. Hevesli iseniz, ellerindeki kırbaçla garson kızlar sizi zincirliyor, kelepçeliyor, hesabı ödetiyor. Hesap topuklu ayakkabının içinde geliyor. Merak uyandıran bir konsept ama içerisi hikaye. Yine de gitmişken uğrayın derim. 

Önerebileceğim restoranlar:
Lviv'de kaliteli restoranlarda farklı menüleri ekonomik şekilde yiyebilirsiniz. Çok deneme imkanım olmadı ama yemek konusunda sorun yaşamayacağınız ortada. 









Gece hayatı:
Bu sevimli şehirde 3-4 adet gece kulübü bulunmakta. Metro, Zanzibar, Rafinad, Split Club en bilinenleri. Hatta Metro'nun sahibi Türk'müş. Bu konuda internette küçük bir araştırma ile detay bilgi sahibi olabilirsiniz. Ama tek söyleyeceğim şey güvenli, kazıklanma riski yok. İçeri girişler 10-15 TL arasında değişiyor ve içkiler akıl almayacak şekilde ucuz.

Sonuç olarak;
Gerek ailece gerekse bekar olarak gidilebilecek çok keyifli bir şehir ama kesinlikle baharda görülmeli. Hafta sonu ne yapalım diye düşüneceğinize, pasaportunuz varsa, tercihen cumadan atlayıp gidilecek, gezilecek ve pazar dönülecek bir açık hava müzesi.  Biraz sıkıştırma ile Lvv'e 45 dk mesafedeki Hürrem Sultan'ın doğduğu ve popüler olduğu Rohatyn'e de uğrayabilirsiniz.  İlgili olanlar için Birinci Dünya Savaşı'nda Galiçya cephesinde şehit düşmüş askerlerimizin mezarına da uğranılabilir.

 Lviv'den manzaralar