17 Ağustos 2019 Cumartesi

TUNCELİ'DEN DERSİM'E

 
“TUNCELİ’den DERSİM’e”
 
Bir tarafta isyan, terör ve sapkın bir inanış anlayışı ile ilişkilendirilmiş olumsuz bir Tunceli söylemi, diğer tarafta o topraklardan çıkmış güzel dostlarım, tanıdığım aydın insanlar, Kurtuluş Savaşı’na verdikleri destek ve öğrendikçe daha çok saygı duyduğum Alevilik inancı. Kafamdaki bu yaman çelişki nedeniyle görmeyi çok istediğim Tunceli’yi, sonunda Haziran 2019’da gördüm. 31 Mart seçimleri ardından Tunceli mi, Dersim mi tartışmalarının tekrar yükseldiği bir dönemde Türkiye’nin ilk komünist partisi başkanı olan Fatih Mehmet Maçoğlu’nun kazandığı belediye başkanlığı ile popüleritesi artan Tunceli’ye yaptığım geziye ait notlarımı beğeninize sunuyorum.
 


 

 
Dersim mi, Tunceli mi?
 
Bölgenin eski adı Dersim. Kürtçe’de “Gümüş Kapı”, Zaza dilinde ise “Duvarlı” anlamına geliyormuş. 19. yy ortalarından itibaren bir sancakmış ve Hozat’tan idare edilmiş. Cumhuriyet Türkiye’sinde 1935 yılında “Tunç gibi sağlam insanlar” anlamında Tunceli ismi verilmiş. Peki neden bu isim değişikliğine ihtiyaç duyulmuş? Şöyle bir hikayesi var;
 
Dersim yöresi özellikle 1870’lerden sonra bir çok kez Osmanlı idaresinin devlet müdahelesine maruz kalmış bir yer. Şöyle ki, Osmanlı İdaresi, Dersim yöresini 500 yıla yakın Kürt ve Ermeni aşiretleri üzerinden özerk bir yönetim anlayışı ile yönetmiş. Çünkü bölgenin coğrafi yapısının çetin zorlukları aktif ve sürekli bir merkezi denetime imkan vermiyor. Yani devlet vergi ve asker toplama yoluyla bölgede yaşayan Kürt ve Ermeni aşiretleri üzerinden denetimi sağlıyor. Ancak Osmanlı Devleti’nin savaşlarla iyice bozulan ekonomik ve idari çöküşünün hızlandığı 19.yy sonlarında, dış mihrakların da çomak sokması yoluyla ortaya çıkan ayaklanmalar devlet müdahalesini gerekli kılıyor. 1877, 1885, 1892, 1907, 1911, 1914 ve 1916 yıllarında yapılan seferler de olduğu gibi.  İşte bu sosyal ve idari yapı genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yerleştirmek istediği merkezi ulus-devlet anlayışı ile zıtlık teşkil ediyor. Cumhuriyet’in ilanı ile il yapılan Dersim 1926 yılında ilçe yapılarak Elazığ’a bağlanıyor. 1935 yılında Dersim Kanunu çıkartılıyor ve Tunceli ismi verilen vilayetin yönetimi askeri bir valiye veriliyor. Ardından 1938 yılındaki ikinci ve daha büyük olan askeri harekat başlıyor ve hatırlanmak istenmeyen olaylar baş gösteriyor (Bkz: Yönetmen Çayan Demirel’in 38 isimli belgeseli).
 
Bu arada belirtmek isterim ki, öğrendiğim kadarıyla, Dersimli aşiretler Osmanlı merkezi otoritesine sürekli ve bütünsel bir muhalefet içinde olmamışlar. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Osmanlı’ya vermezken 1890’larda kurulan Hamidiye birliklerine destek vermişler. Rus tehdidi ve Ermeni ulusalcılığına karşı kurulan bu Hamidiye Alayları ile Kürt aşiretlerine destek verilmiş ve destekleri alınmış. Merkezi idare, 1908 sonrası İttihatçılar ile başlayan Türkçülük politikasına ragmen 1915 Ermeni olaylarında ve Birinci Dünya Savaşı’nda, Sünni ve Alevi aşiretlerden destek alabilmiş.   
 
                                  Bezuvar / Hızır'ın keç
  
Tunceli / Dersim efsanelerin tarihle karıştığı bir kültür, bir coğrafya. Kürt Aleviliği’nin yani dinsel örgütlenmenin merkezi. Moğol istilası nedeniyle İran taraflarından kaçarak 12. yy’da Anadolu’ya gelmeye başlayan islam alimlerinin etkisi ile ortaya çıkan tasavvufi akımlar ağırlıklı olarak “tekke örgütlenmesine dayalı tarikatçılık” yoluyla Anadolu’ya yayılmıştır. Ancak bu bölgede, tekke örgütlenmesinin aksine, kendilerini Hz Ali soyuna bağlayan ve bu kutsal ailelerin (seyitler) devamı olduklarını söyleyen aşiretler aracılığı ile gerçekleşmiş.  Baba Mansur, Kureyşan, Derviş Cemal, Ağuçan Seyitleri ve diğer aileler aşiretlerle “Seyit-Talip” ilişkileri kurmuşlar. (Medrese İslam öğretisi yerine göçebe kültürü ile yoğrulmuş bir halk İslam anlayışı, halk tarikatçılığı).
 
Öğrendiğime göre bu yapıda üç kavram önemli var; “Rehber”, “Pir” ve “Mürşid”.
 
Her talibin yakınında danışabileceği bir Rehber’i var. Ancak bunların üzerinde ve her talibin bağlı olduğu bir Pir var. Pir-Talip ilişkisi Dersim Aleviliği’nde çok önemli. Pirler, Seyit soyundan yani Hz Ali oğlu Hz Hüseyin soyundan gelenler. Şerif ise Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan’ın soyundan gelenler. Pirlik babadan oğula geçiyor. Pirler geçimini “hak lokması” ile sağlar. Pirler taliplerini dolaşır ve hak lokması alırlar. Bir de Mürşid vardır. Mürşid denetleyici konumudadır.
 


TUNCELİ 

 





  • Tunceli’de nüfusun 80%’i Alevi, 20%’si Sünni.
  • Çemişkezek ve Pertek ilçeleri Sünni nüfusun olduğu yerler. Diğer ilçelerde Alevilik baskın.
  • Nüfusunun 80%’i Zaza’dır, Kürt değildir. Zazalar Zazaca, Kürtler ise Kirmanci konuşuyor. İkisi aynı değil ama zorlayarak anlaşabilirlermiş.
  • Zazalar içinde Alevi de var, Sünni de.
  • Dersim aleviliğimde doğaya saygı yüksek. Dağ, su, çeşme, ağaç vs kutsal sayılıyor. Efsanelerle tarihin içiçe girdiği bir coğrafya. 

Tunceli şehir merkezi izlenimlerim
  • İlk dikkatimi çeken şey şehre girişte ve çıkıştaki kimlik kontrol noktalarında güvenlik güçleri ile gençlerin içiçe olmasıydı.
  • Iki gün boyunca şehir merkezindeki günlük yaşamın sadeliği ve renkliliği Istanbul’dan farklı gelmedi.
  • Şansımıza olsa gerek, hafta başı başlayacak olan Dünya Rafting Şampiyonası nedeniyle farklı ülkelerden gelen sporcularla daha da renklenmiş bir şehir merkezi gördüm.
  • Dönüşte farkına vardım ki kentte herhangi başörtülü bir kadına denk gelmedim.
  • Gece dolaştığım Munzur Suyu’nun etrafındaki aile restoranlarında alkol serbest. Genç kızlar çok bakımlı ve modern. Kendinizi İzmir Kordon’da sanırsınız. Kadına verilen önem kendisini hemen hissettirdi. Kadınların İstanbul’da bu kadar rahat olmadığı kesin. 
  • Kent merkezinde 1937 yılındaki olaylarda ayaklanmanın elebaşı olarak asılan Seyit Rıza’nın heykeli bulunmakta.
  • Kent merkezinde ayrıca çok sevdikleri Seyuşen isimli bir delinin heykelini dikmişler. Delisi için heykel yapılan bir şehirJ 
 

 

 
Ana Fatma Çeşmesi

 
Tunceli’den Ovacık’a giderken 4-5 km sonra Munzur Nehri’nin kenarında yer alan bir su kaynağı ve kutsal bir mekan

 


 


 
 
.
 
Halbori (Halvori) Gözeleri
 

 



 
 
 
 
Ovacık yolu üzerinde ve kent merkezine 20 km mesafede kayalık bir vadinin içinde yer alan mesire yeri.  Kutsal bir mekan olarak addedilmekte ve kurban kesilmekteymiş.
 
 
Munzur Vadisi Milli Parkı

 
 
Burası için özel bir tur yapmak gerekli. 42.000 hektarlık ulusal bir park. Kuzeyinde 3.000 m’yi aşan bir buzyalağı göllerinden tutun da Ovacık düzlüğüne inene kadar birçok çağlayandan oluşan zengin bir bitki örtüsüne sahip bir park. Umarım gelecek senelerde buraya ayrı bir ziyaret yaparım.

 

 
                                                             Kırmızı benekli alabalık

 
OVACIK
  
Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu sayesinde popüler olan ve organik tarımı ile öne çıkan küçük bir ilçe.

 






 

Cuba Cafe, menüsü itibariyle hoş bir sürpriz oldu. Bölgeye has otlarla yapılan yöresel lezzetlerin tadı damağımızda kaldı. Gulik, babiko, savil, zerfet ilk kez tattığım çok başarılı lezzetlerdi.


 




 



 
 
 
Munzur (Ovacık) Gözeleri
 
 





 
 
Ovacık ilçe merkezine 17 km mesafede bir doğa harikası. Beyaz köpüklü suların yamaçlardan akarak Munzur Suyu’nu beslediği bir mesire yeri. Alabalıkları ile ünlüymüş. Munzur Gözeleri’nin oluşumu ile ilgili halk arasında bilinen Muzur Baba Efsanesi ise şöyle;
 
Munzur isimli çobanın ağası hacca gitmiş. Ağa hacdayken Munzur ağanın hanımına “hatun, ağamın canı sıcak helva ister, helva yap da götüreyim” der. Ağanın hanımı da “herhalde canı helva çekti, yapayım da yesin” diyerek pişirdiği helvayı bir bohça içinde Munzur’a verir. Ağa hacda Munzur’u karşısında görünce şaşırır. Munzur “Ağam, canın sıcak helva çekmişti, sana getirdim” diyerek bohçayı teslim eder. Şaşkınlık içindeki Ağa Munzur’a bir şey söylemek ister ama Munzur çoktan ayrılmıştır. Hacdan dönen Ağa’yı karşılamaya gelen köylüler arasında elinde süt dolu bakraçla yürüyen Munzur’u gören ağa “eli öpülecek kişi Munzur’dur” diyerek köylüler ile birlikte ona doğru koşmaya başlar. Bunu göre Munzur panik içinde dağlara doğru kaçar. Koşarken elindeki bakraçtaki süt etrafa dökülür ve döküldüğü her yerden süt gibi beyaz sular fışkırır. Munzur da kayalıklarda kaybolup gider.  
 
 



 
 
Hozat
 
1523 tarihli tahrir defterlerine göre Çemişgezek Sancağı’na bağlı, hepsi Ermeni olan 50 haneli bir köymüş Hozat. 1848'de Hozat'ın bugünkü yerinde askeri bir kışla yapılmış ve Hozat da bu kışla çevresinde gelişmiş.
 

Eski Hozat'tan kalma evler, dükkanlar maalesef çok bakımsız. Keşke imkan olsa da restore edilebilseler.

 

 

 







 

 
Hozat merkeze 15 dk mesafedeki Geçimli Köyü'ne giden yoldaki manzara etkileyici idi.

 



 

 

Kalıntıların gördüğümüz Geçimli Köyün’deki Ergen Kilisesi yüz yıl önceye kadar varolan buradaki zenginlik hakkında fikir vermekte.

 




 
 
 
TBMM açıldığında mecliste görev verilen 6 Dersim milletvekillerinin tamamı Hozatlıymış. Bunlardan en bilineni de Atatürk’ün yakın arkadaşı Diyap Ağa’dır.

 

 
 

 
Sağman Köyü ve Camisi
 
Pertek ilçesine bağlı bu köy 1515 yılında Osmanlı egemenliğine geçmiş. Sünni bir köy. Bu nedenle PKK’nın hedefindeymiş ve nitekim 1993, 1994 ve 1995’de üç ayrı baskın yiyerek 12 köylüsünü şehit vermiş.
 
 

 
Sağman camisinin Keyhüsrev Bey’in oğlu Salih tarafından 1555 yılında yapılmış. Arka tarafındaki Sağman Kalesi ile enfes bir manzara sunmakta. Ziyaretimiz esnasında caminin restorasyonu tüm hızıyla devam etmekteydi.
 
 

 
 

 
 
Ağuçan Ocağı / Karabakır Köyü
 
Alevilik inancında “ocak” sözcüğü dedenin bağlı olduğu soy anlamında kullanılır. Aşiret bundan daha geniş bir sosyal yapıyı ifade eder. Ağuçanlı dedelere göre Ağuçanlar Seyit Temiz’den gelmektedir. 4 oğlundan birisi olan Seyit Mençek’in türbesinin bu köyde olduğuna inanılır.
 

 
 
Çemişgezek
 
Sosyoekonomik bakımdan ülkenin en geri kalmış ilçelerinden birisi. 1930’ların ortalarına kadar komşu yerleşimlerle bile ulaşım bağlantısı bulunmayan ilçenin verimli toprakları Keban Barajı Gölü’nün suları altında kaldı. Bir de buna 1980 ortalarında başlayan çatışmalar eklenince hayvancılık da olumsuz etkilenmiş ve ilçede yaşayanların çoğu göçetmek durumunda kaldı.    
 
 

 

 

 

 
 

 

 
Yelmaniye Camisi
 
Çemişgezek’te yerel Türkmen beylerinden ve Timur’un komutanlarından olan Taceddin Yalman’ın yaptırdığı cami. 15. Yy başlarında yapılmış.

 



 
 
Pülümür
 
Doğu Anadolu'nun en yoksul yörelerinden biri. Cemal Süreyya'nın anıtını görebilirsiniz. 

 
Öneri: Ecevit'in "Pülümür'ün Yaşsız Kadını" şiiri  
 
 





 
 
Kutu Deresi
 

Eskiden terörle anılan, il merkezine 20 km mesafedeki bu bölgenin zengin bir bitki örtüsüne sahip mesire yerini olduğunu öğrenmek çok hoş bir sürpriz oldu.  
 




 

 
Koç Başlı Mezar Taşları

Dersim bölgesindeki kimi köylerde anıt niteliğinde çok sayıda koçbaşlı mezar taşı bulunmaktaymış. Demirkapı Köyü'ne giderken denk geldiğimiz ismini hatırlayamadığım bir köyde aşağıdaki ilginç mezar taşlarını kaydettim. Bu gelenek Akkoyunluların ve Karakoyunluların geleneklerinin etkisini göstermekteymiş. Ancak aşağıdaki resimde yeralan mezar taşlarının yapımı 1980'lere kadar devam etmiş.  



 







 

 
Demirkapı Köyü'nü geçince mola verdiğimiz Büyükçeşme Dinlenme Tesisi'nde tanıştığım Murat ile sohbetim sırasında "hastalanınca ne yapıyorsunuz? Tunceli merkeze mi gidiyorsunuz?" soruma "inanmayacasın ama ben hiç hastalanadım ve hastaneye gitmedim" şeklinde yanıtı üzerine hiç şaşırmadığımı itiraf etmem gerek. Bu kadar doğal bir ortamda doğal besinlerle ve bedensel bir aktivite ile çalışan insanların uzun yaşaması ve hastalanmaması çok doğal geldi. Bu konuyla ilgili yaptığım araştırmada gördüm ki, Tunceli'ye ilk doktor ataması ancak 1955 yılında yapılmış. Aynı yıllarda Tunceli'de görev yapmış Albay Nazmi Sevgen'e göre "...burada zengin ve güzel tabiat, ölçüden uzak bir hayat, kaygusuz ve ademi bir geçmiş ömrü uzatmış ve hariçle temasın azlığı da Dersim'in salgın hastalıklardan korunmasını temin etmiştir".       

 
Buna ilave olarak gündelik hayat içerisinde üretilen tedavi biçimleri de zengin ve etkiliymiş. 1938 yılında Pülümür'de askeri hekim Mutemid Yazıcı'nın aktardığına göre süt üzerinde oluşan kaymağı ya da peyniri br süre küflenmeye bıraktıktan sonra meydana gelen maddeyi yaralara sürmek suretiyle iyileşmeyi sağlayan Dersimlilerin bu geleneksel tedavi yöntemi daha sonra tıp dünyasının büyük buluşu olan penisilin olarak karşımıza çıkmış. 
 

 

 

 
Bitirirken;
  • Ölmeden önce görülmesi gereken yerler arasında bir coğrafya, bir kültür,
  • Okur yazar oranının en yüksek olduğu bir şehir,
  • 1954 yılında Türkiye Demokrat Parti'ye oy verirken CHP'ye oy vermiş şehir,
  • 1982 anayasasına en çok hayır oyu veren şehir,
  • Kamer Genç gibi bir politikacı çıkaran şehir,
  • Fatih Mehmet Maçoğlu gibi ilk komünist belediye başkanını çıkaran şehir,
  • Şehrin delisinin heykelini şehir meydanına diktirecek kadar delikanlı bir şehir,
Kısacası alışılmışlarla yaşamayan insanların şehri. Mutlaka öneririm.

 

 

Önerilen kaynaklar:

  • İsmet İnönü’nün Kürt Raporu
  • 38 (Belgesel) Yön: Çayan Demirel
  • Dersim'in Divane Delileri - Nurettin Aslan
  • Aurora - Anthony Slide Çemişgezek'ten Hollywood'a Bir Kadın, Bir Hayat, Bir Film