8 Mart 2014 Cumartesi

GİRONA


GİRONA

Barselona'daki üçüncü günümüzü, Nou Camp'ta Barselona-Granada maçını seyretmek yerine, "Katalanya'nın diğer şehirlerini görerek geçirmeye karar verdik. Önceki tecrübelerim çerçevesinde Barselona'ya gelmişken Girona ve Figueres'in mutlaka görülmesi gereken yerler olduğu konusunda arkadaşlarımı ikna etmekte zorlanmadım. Otelimizin önerdiği araç kiralama firmasından geniş kasko prim farkı 18 € ve GPS farkı 10 € dahil olmak üzere toplam 155 €'ya VW Touran kiraladık (6 kişi).
Bu arada belirtmeliyim ki, bu yolculuğu tren ve/veya otobüs ile de yapabilirsiniz. Ancak biz devamında Figueres'i de hedeflediğimiz için karayolunu tercih ettik. Sabah 09:00 gibi otelimizden yola çıktık. Toplam 1 saat 15 dakikada Girona'ya ulaştık. Otobanı tercih ederseniz, ki önerim budur, Barselona'nın çıkışındaki ilk gişede  1,6 €, Girona'ya varıştaki ikinci gişede 7,5 € ödüyorsunuz.
Girona
Onyar Nehri'nin (Riu Onyar) iki yanına dizilmiş pastel renkli evleri ile tabloluk olan bu tarihi "yaşayan ortaçağ" şehri, Katalonya'nın ikinci büyük şehri. Yaşayan Ortaçağ şehri diyorum çünkü, başta Yahudi Mahallesi (El Call) olmak üzere, dar sokaklarında dolaşırken yüzyıllar öncesinin havasını ciğerlerinize çektiğinizi hayal edebiliyorsunuz. Tarih ve günümüz içiçe...


Katalonya'nın ikinci büyük şehri dedim ama Girona'da gezeceğiniz kısım, "Eski Şehir" (The Old City) olarak anılan Roma döneminden kalma şehir surları ile çevrili turistik bölge. Surlar arasındaki bu bölüm açık hava tarih müzesi gibi. Onyar nehrinin doğu kıyısında bulunan bu bölgenin tarih kokan arnavut kaldırımlı, kısmen dar kısmen geniş sokaklarının büyük bir kısmı trafiğe kapalı. Nehrin doğu kıyısında muhteşem pastel renkli tarihi evlerin arkasındaki, nehre paralel olan Rambla caddesinde sokak cafeleri ve turistik restaurantlar bulunuyor. Nehrin batı kıyısında ise daha geniş caddeleri, otelleri, alışveriş dükkanları ve daha ekonomik restaurantları ile modern şehir bulunmakta. Günübirlik yapacağınız hızlandırılmış bir tur için modern şehrin tümünü dolaşmanıza gerek yok, nehrin iki yakasındaki tarihi merkezi ve karşısını dolaşsanız yeter.
 
Neyse biz gelelim bizim yolculuğumuza. Kiralık araç ile geldiğimiz için şehre girdikten sonra aracımızı, katedralin kubbesini izleyerek, yakınlaşmaya başladığımız ve ilk uygun bulduğumuz yere park ettik. Park ettiğimiz yerin yanındaki nehrin bu kesiminde su yoktu, kurumuştu. İsminin "C.del Carme" olduğunu öğrendiğimiz nehre paralel cadde boyunca yaklaşık 5 dakika yürüyerek tarihi merkezin dış surlarına vardık. Tamamen iç güdüsel olarak, nehir kıyısını takip etmek yerine, surlardan sağ istikamete yani yukarı doğru ilerleyerek cumartesi sabahının sessizliğinde yeşilliklere sırtını dayamış yukarı mahallelerinden birine doğru ilerlemeye başladık. Yokuş yukarı doğru surlara paralel takip ettiğimiz yol on, on beş dakika kadar sonra bizi eski şehrin nehir kıyısı dışında tepedeki tek girişi olan Muralles Kapısı'na getirdi.


Bu kapıdan girince hemen surların üzerindeki yürüyüş yolu ve denk geldiğimiz bir kaç kişi dikkatimizi çekti. Biz de surlara çıktık ve enfes manzara karşısında şansımızı deneyerek surların üzerinde ilerlemeye başladık. Önce San Dominik Kulesi'ne (Torre de Sant Domenec), oradan da Gironella Kulesi'ne (Torre Gironella) ulaştık.  Güneşli ama serin bir kasım sabahında surların üzerinden tarihi şehre ve karla kaplı Pirenelere bakarken, fillerini Roma üzerine karlı Pirenelerden geçiren Hanibal'ın kulaklarını çınlattık.

 

Surlar üzerindeki gezimiz Gironella Kulesi'nde sona erdi. Surlardan indiğimizde kendimizi içinde bulduğumuz bahçe ve yüksek duvarlı evler arasındaki dar ve arnavut kaldırımlı sokaklar bizi zaman tünelinde geçmişe götürdü. Bu sokaklar siyah beyaz veya renkli her türlü fotoğraf çekmek için bulunmaz bir fırsat sunuyor insana.
 
 
 
Bu dar sokaklarda keyifle fotoğraf çekerken, eşim "daha önce (2009 yılında) gördüğüm bu sokakların  nasıl oluyor da beni bu kadar heyecanlandırdığını anlamakta zorlandığı" belirtti. O zaman arkadaşlarımla bir tur firması ile gelmiştik ve zamanımız kısıtlı olduğu için buraları görmemiştim. Bu heyecanla hissettiklerimi somutlaştıracak, duygularımı anılaştıracak güzel kareler yakalamaya çalışırken birden şehrin en büyük yapısı olan heybetli katedralin arkasına geldiğimi, duvarın arkasından yükselen kulesini görünce anladım. Her gezide olduğu gibi fotoğraf çekme keyfi nedeniyle geride kaldığım için önden giden arkadaşlarımı, beni katedral önünde beklerken yakaladım. 
 
Katedral:



Fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu katedrale giriş ücreti 9 €. İçerisi oldukça heybetli ama karanlıktı. Bunun nedeninin, yeterli büyüklükte pencereler açılmasına elverişli olmayan hantal ve karanlık "Roman" stili olduğunu öğrendim.



Müslüman Mağriplilerin fetihlerinden önce, bugünkü Katedral'in yerinde bir kilise bulunuyormuş. 717 yılında müslümanların egemenliğine girdiğinde buraya bir cami yapılmış. 785 yılında İber Yarımadası'nı müslüman egemenliğinden kurtaran Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlman tarafından burası tekrar kutsanmış. 11. yy'a kadar oldukça kötü durumda ayakta kalan bu kilise bu tarihten itibaren yenilenmeye başlanmış. İlk önce Romanesk tarzda bir mimari öne çıkarken iki yüzyıl sonra barok tarzda bir mimari eklenmiş. Bu katedrale dünyada isim yaptıran özelliği Gotik tarzdaki dünyanın en geniş nefine (nave)sahip olmasıymış. (Nef -İng:Nave-: Kilisede kubbe altı bölüm, sahın)

Plaça de Sant Feliu:
Katedral'den çıkınca istikameti Plaça de Sant Feliu'ya çevirdik. Meydana geldiğimizde tam karşımızda Onyar nehrinin üzerindeki Sant Feliu Köprüsü'nü gördük. Köprü üzerinden fotoğraf çekmek için hareketlendiğimizde sol tarafta bir direğin üzerine tırmanmış aslanın poposunu öpen turistler ilgimizi çekti. Bu aslanın poposunu öpenin Girona'ya tekrar geleceğine inanılıyormuş. Tabi bu günümüzün magazinsel yorumu. Tarihi açıdan bunun hikayesi ise şu şekildeymiş; 1492 yılından sonra Girona’da, Yahudi Mahallesi'nde (El Call) kalmak zorunda bırakılan Yahudiler, içlerine kapanık, göze çarpmamaya çalışan ve kapalı bir ekonomi oluşturan bir topluluğa dönüşmüşler. Kendilerini korumak için bir tür güvenlik parolası olarak bu direğe tırmanan aslanı koymuşlar. Şöyle ki, Onyar Nehrini geçenler gettoya girmeden önce direkteki aslanın poposunu öpüyorlarsa Yahudi cemaatinden, öpmüyorlarsa Yahudi Cemaati dışından yabancı kişiler olarak tespit ediliyormuş. Cemaat dışından olanları zararları dokunabilir diye takip ederlermiş. 



Bu meydandan istikametimizi Sant Feliu Köprüsü'nden nehrin diğer tarafına çevirdik. Çünkü arkadaşlarıma bir an önce Girona'nın çerçevelik enstantanelerini göstermek istedim. Bu arada belirtmeliyim ki gelişimizden buraya kadar olan gezimizi elde harita olmadan yapmıştık ve heyecanla bir Turizm Bilgilendirme Ofisi arıyordum. Köprüyü geçince tam karşımda bulduğum ofisten aldığım harita kalan zamanımızı etkin kullanmak adına yaptığımız planlamada oldukça yararlı oldu.
Nehrin bu yakasında 5-6 dakika ilerleyerek Bağımsızlık Meydanı'na (Plaça de la Independenca) geldik.
 

 
Meydanı çevreleyen cafelerden birinde sıcak bir şeyler içmek ve etraftaki dükkanlara bakmak isteyen bayanların ricası üzerine uygun bir yer bulalım dedik. Kasımın sonunda en uygun yer güneş gören bir yerdir ama tüm güneş gören cafeler dolu olduğu, zorunlu olarak meydanın gölgelik tarafında ve boş olan ısıtıcılı cafelerden birine oturduk. yaklaşık 45 dakikalık bir dinlenme ve alışveriş molasından sonra saat 13:00 gibi kalktık ve Sant Agusti Köprüsü üzerinden tekrar tarihi merkeze doğru karşı tarafa geçtik. Bu köprü üzerindeki manzara enfesti.


La Rambla'ya geçince ekibimiz "alışverişçiler" ve "müzeciler" olarak ikiye ayrıldı. Müzeciler olarak zaman tünelinde ortaçağa gitmek üzere önce Yahudi Mahallesi'ne ardından da Yahudi Tarihi Müzesi'ne doğru yola çıktık.

Yahudi Mahellesi (Call)
888 yılında 25 yahudi ailesi Girona'nın Güçler Sokağı'na (Carrer de la Força) yerleştirilmiş ve 890 yılından 1492’ye kadar Yahudilere ev sahipliği yapmış.  Belli bir ücret karşılığında kralın özel koruması altında yaşayan Yahudiler şehrin ekonomik hayatında "banker, tüccar, zanaatkar, ciltçi" gibi işlerle hizmet ederek kilit rol oynamışlar. 11. yy'dan itibaren fanatik Hıristiyanlar tarafından başlatılan saldırılar nedeniyle, Call mahallesi, 1200’lü yıllardan itibaren sadece yahudi cemaatinin yaşayabileceği şekilde Girona şehri içinde izole edilmiş ve dışarıdan halkın girişine izin verilmemiş.



 
Bir tarafta kraldan alınan imtiyazlar ve canlı bir ekonomik hayatın getirdiği refah, diğer tarafta hıristiyanların baskıları ve saldırılarının getirdiği huzursuzluk ve izole hayat. Böyle bir ortamda  birçok bilim adamı, filozof, sanatçı ve doktor yetişmiş. Bunların arasında ilk akla gelen isim “Ramban” olarak bilinen "Nahmanides" diğer ismiyle "Moses ben Nahman". Doktor, filozof ve Talmud konusunda uzman olan Nahmanides 1194 yılında Girona'da doğmuş. Önce Girona hahamı, ardından Katalonya Hahambaşı'sı olan Nahmanides Yahudi mistisizmi olan Kabala'nın üstadlarından.
1492 yılında İber Yarımadası'ndan sürülen tüm gayri hıristiyan unsurlar gibi yahudiler de, arkalarında sadece mezarlarını bırakarak ayrılmışlar. Bir kısmına Osmanlı İmparatorluğu'nun kucak açtığı ve bugün birlikte yaşadığımız yahudi vatandaşlarımızın çoğu için kullanılan "Seferad" ismi, İspanya'dan göçenleri belirtmekte.
Bu bilgilerin de gösterdiği üzere bugün tek bir yahudinin yaşamadığını öğrendiğim Girona bir zamanlar ikinci Kudüs imiş. İşte bu önemli tarihi araştırmak için istikametimizi çevirdiğimiz Carrer de la Força'da Yahudi Tarihi Müzesi'ne gittik.


 

Yahudiler’in kim olduğu, neler yaptıkları ve onlara neler yapıldığı bu müzenin aracılığıyla gözler önüne seriliyor.


 



 
Mezarlar:
Mezarların tarihi açıdan önemini yıllar önce İstanbul'da katıldığım bir turda öğrenmiştim. Mezar taşlarının üzerinde yazılı bilgilerin, şekillerin, sarık veya feslerin, "ait oldukları dönem" hakkında verdikleri bilgiler nedeniyle tarihçilerin başlıca ilgi alanlarından olduğunu öğrenmem ilginç gelmişti. İşte o öğrendiklerimin Avrupa'nın bir ucunda yeniden karşıma çıkması yerinde bir tesadüf oldu.
Bu müzede sergilenen güzel korunmuş mezarların üzerlerindeki yazıtlarda en çok rastlanan konular “isim, yaş ve son hayırduası" idi.
“Ben her zaman sakin bir hayatın öncüsü oldum, birçok şeyi başardım. Bu nedenle yaşamımın son döneminde aslıma dönmem için çağrıldım. Işığım hala beni kuşatıyor.”



 
Girona'ya Veda
Müzedeki ziyaretimiz ardından diğer arkadaşlarımızla yine poposunu öptüren aslanın olduğu Sant Feliu Meydanı'nda buluştuk. Saatin ikiye yaklaşması üzerine, Figueres'e gidecek olmamız nedeniyle daha fazla gecikmemek adına, Girona'ya veda etmeye karar verdik. İki saat önce yaptığımız rotanın aynısını izleyerek önce Sant Felui Köprüsü'nü geçerek Bağımsızlık Meydanı'na (Plaça de la Independencia), oradan Santa Clara Sokağı'na geldik. Buranın İstiklal Caddesi sayılan bu 400-500 m'lik sokak turistler için alışveriş imkanı sunuyor. Bu sokağın sonunda Katalonya Meydanı'na (Plaça de Catalunya) ulaştık. Nehir üzerinde iki yakayı birleştiren geniş bir alanı kaplayan bu keyifli meydandan karşıya geçip eski şehrin duvarlarının başlangıcına yani sabah başladığımız noktaya ulaştık.

 
Güzel Girona'yı bu sefer bir kış günü görmüş oldum. Daha önce Eylül'de daha güzel bir havada görmüştüm. Her mevsimin tadı ayrı bir güzel ama size önerim buraya bahar ayında gelmeniz ve mümkünse gece kalıp şehrin tarihi ruhunun tadını çıkarmanızdır.
Ayrıca unutmayın ki buraya kadar gelmişken yarım saat mesafedeki Figueres'e, Salvador Dali'nin sıra dışı eserlerinin sergilendiği müzesini görmenizi mutlaka öneririm.