15 Mart 2012 Perşembe

TAYLAND 1 ( Bangkok )

Thailand'a gezi fikri, gezginci sevgili dostum Hakan Turfan'ın mart ayındaki Shop&Miles kampanyası hakkındaki bilgilendirmesi ile doğdu. Kişi başı 35.000 mil puanı ile aldığımız biletlerimiz ile 06 Nisan gecesi 23:45'deki THY uçağı ile yola çıktık. Yaklaşık 10 saat sonra yolculuk sonrası, ülkemize göre 4 saat ileride olan Tayland'ın başkenti Bangkok'taki Suvarnabhumi Havalimanı'na yerel saat ile 14:00 sularında indik. Otelimize hızla gidebilmek için, ülkemize göre nisbeten daha ucuz olan taksiyi seçtik. Belirtmeliyim ki, hesaplı olması açısından kullanacağınız taksi havalimanı gelen yolcu kapısının dışındaki (tıpkı Atatürk Havalimanı'nda olduğu gibi) taksilerden olmalı. Yoksa havalimanı içindeki özel taksi/limuzin şirketlerinin standlarındaki elemanlara kanarsanız 4-5 misli fiyata bu taksilerle yolculuk etmek durumunda kalırsınız. Taksiye binmeden önce taksi gişesinden sıradaki taksi için ödemenizi yapıp biletinizi alıyorsunuz. Her mesafenin tarifesi var. Havalimanından bizim seçtiğimiz merkezdeki (Old City) otele, çevreyolu ücreti dahil, 340 Baht verdik. Sakın ucuz olsun diye çevreyolunu kullanmamazlık yapmayın, çünkü şehiriçi trafiği fecaat. Çevreyolundan otelimize 40 dakikada geldik. Bu arada belirtmeliyim ki, İstanbul'un soğuk havasından sonra Banhkok'ta 32 C ve %55'lik bir nem oranı ile karşılaştık. Otelimize (Prince Palace) yerleşip duş almamızı müteakip saat 16:00 sularında şehrin tarihi kısmı olan Old City tarafına doğru keşfe çıktık. Direkt yürüyüş mesafesinde 20-25 dakika olan bu mesafeyi, otelin etrafındaki meyve ve bilumum etin pişirildiği mobil tezgahlardan oluşan pazarın içinden geçerek ve ara sokaklara dalarak ancak 2 saatte aldık. Baharatın yoğun kullanıldığı Thai yemeklerinin ve etlerin yaydığı kokunun yüksek nem oranı ile birleştiği bu egzotik ortamda ilk tattığımız şey dilimlenmiş ananas ve mango oldu. Bangkok sokaklarında gezerken karşınıza aniden bir tapınağın çıkması çok mümkün. Tapınak önlerinde, köşebaşlarında, otellerin resepsiyon kısımlarında Buddha'ya sunulmak üzere sabahları konan bir tepsi yiyecek ve içecekten oluşan adaklar dikkat çekici. Bu adaklar her sabah yenileniyor.
Keşfimizin süresinin uzamasına ve Büyük Saray'ın (Grand Palace) erkenden (saat 15:30'da) kapandığını öğrenmemiz üzerine soluklanmak üzere Starbucks türü bir cafe aradık. Belirtmeliyim ki Old City genelde Eminönü'ne çok benziyor ama bırakın Starbucks türü bir cafeyi, herhangi klimalı bir yer bile yok. Yolculuğun getirdiği yorgunluğun üzerine yaptığımız nemli havadaki bu 4 saatlik yürüyüş ardından dönmeye karar verdik. Dönüşümüzü Tuktuk ile yaptık. Tuktuk, arkasına iki yolcunun oturduğu, ses ve hava kirliliği yaratan Bangkok'a has bir ulaşım aracı. Bangkok trafiğinde 50.000 adet tuktuk var. Kısa mesafeler için uygun olabilir ama 3 km'yi aşan mesafeler için taksiyi öneririm. Çünkü bu fecaat trafikte kısa mesafeler bile 20 dk'dan önce katedilemiyor. Bu sürede de tüm egzos dumanı ciğerlerinizi yakıyor.Kimi şöförler ve hatta sokaktaki insanların bazıları sürekli maske ile dolaşıyorlar. Otelimize gelip annemin yaptığı ev poğaçası ve çay ile akşam yemeğimizi yedik.Tüm uykusuzluk ve yorgunluğa rağmen hemen masaj yaptırmak istediğimiz için kapağı, otelin resepsiyonundaki görevlilerin önerdiği bir masaj salonuna attık. 2 saatlik müthiş bir masajı kişi başı yaklaşık 90 TL'ye yaptırdık. Tek kelime ile mükemmeldi. Gece odamıza döndüğümüzde deliksiz bir uykuya daldık.
Sabah otelde aldığımız kahvaltı ardından saat 09:00'da otelin kapısındaydık. Otelin yanıbaşında, sabahın bu saatinde toplanmakta olan giysi pazarını görünce şaşırdık. Öğrendiğimize göre Bangkok'ta sıcaktan az etkilenmek adına sabah 06:00'da "sabah pazarları", akşam 18:00'den sonra da "akşam pazarları" kurulmaktaymış. Otelin önünden çevirdiğimiz bir tuktukçu ile 100 Bahta Büyük Saray'a gitmeye anlaştık. Tam yola çıkmıştık ki, benim anlamakta zorlandığım ama Hülya'nın çok rahat anladığı bana göre komik bir aksanlı ingilizce ile, bizi 50 Baht'a bile götürebileceğini belirtti. Tam içimden, Hakan'ın da yola çıkmadan önce belirttiği gibi, bu insanların çok saygılı ve insan canlısı olduğunu düşünürken birden anagüzergahtan ayrıldığımızı farkettim. Yakıt almak için farklı bir yola saptığını düşünürken Aksaray'daki dükkanlar gibi bir mağazanın önünde durduk. Mağaza dediğime bakmayın, küçük ve içinde parlak komik kıyafetlerin satıldığı bir dükkan bu. Jeton bizde geç düştü ve 5 dk sonra birşey almadan dışarı çıktığımızda bizi bekleyen tuktukçumuzun suratındaki bozuk çalan ifadeyi görmenizi isterdim. Meğerse alışveriş yapmış olsaydık, dükkandan benzin kuponu alacakmış. Tabi elimiz boş çıkınca adamcağız dumur oldu. Hemen belirtmeliyim ki bir tuktukçu dışında Bangkok'taki tüm tuktuk maceralarımızda aynı teklif ile karşılaştık. Bu yüzden gittiğinizde bu durumu bilerek tuktuk pazarlığı yapmanızı öneririm.
Sonunda Grand Palace'a vardık. Tek kelime ile uzakdoğunun muhteşemliğini içeren bir yapı. Bu saray hem kralın ikametgahı hem de kutsal Phra Kaeo'nun (Zümrüt Buddha) korunduğu bir saray. Yapımına 1782 yılında başlanmış. Kraliyet ailesi bugün Dusit'te ikamet ediyor olsa da bugün Thailand'ın en kutsal tapınağı burasıymış. Ziyaret sırasında mutlaka ayak bileklerinizi ve omuzlarınızı açıkta bırakmayacak kıyafetler giyin, ya da giriş kapısının karşığında 50 Baht'a kiralayın.



Saray içindeki Phra Kaeo Tapınağı (Wat Phra Kaeo) Büyük Saray'ın içinde ayrı bir yapı ve en kutsal mekan olmasına rağmen içinde yaşayan rahipler (monk) yok. Buradaki ziyaretimiz ardından çok yakında olmasına rağmen kısa yoldan tuktuk ile Pho Tapınağı'na (Wat Pho) uzanan Buddha'yı görmek istedik ama bindiğimiz tuktukçu bizi yine biryerlere götürdü. Yaklaşık yarım sonra geldiğimiz bu Wat Pho'nun Thailand'In en eski ve en geniş tapınağı olduğunu belirtmek isterim. Bu tapınağın en çarpıcı kısmı 46 mt uzunluğundaki uzanmış altın renkli Buddha (reclining Buddha) heykelidir.



1,5 saatlik bir gezi ardından artık şehrin modern kısmını görmeye karar verdik. hemen belirtmeliyim ki Bangkok dört kısımdan oluşmakta. Tarihi kesim olan Old City, Dusit, China Town ve Down Town. Modern kısımda muazzam alışveriş merkezleri var. Siam Square, Silom, Phloen Chit ve Sukhumvit Road üzerinde çok sayıda alışveriş outletleri var. Bangkok'un en büyük alışveriş merkezi olan Central World Plaza'nın Güneydoğu Asya'nın da en büyük alışveriş kompleksi olduğunu öğrendik. Kapağı ilk önce MBK denen 8 katlı Mahboonkrong alışveriş merkezine attık. Burası sanki açık pazar gibi dükkanların mallarını koridorlarda sergilediği bir AVM. Hardcover, büyük ve orta büyüklükteki iki bavulu 140 TLye aldık. Hülya katlardaki dükkanları arşınlarken beni bir masaj dükkanına bıraktı. 1 saat sonunda geldiğinde, hayatımın en kaliteli ayak masajını yaptırmış olmanın yüzümde bıraktığı ifadesini görünce hemen fotoğraf makinesine sarıldı. Yanyana dizilmiş rahat koltuklarda oturan, çoğunluğu turistlerin oluşturduğu, mutlu insanlar tablosu görülmeye değerdi.



Çin'deki pazarlık tecrübesi ardından Hülya'nın buradaki pazarlık yetkinliği karşısında şapka çıkarmak durumunda kaldım. Burası çakma veya yerli malların satıldığı bir AVM olduğu için pazarlık payı yüksek. Ama yine de %50'ye kadar teklif verip ardından arkasını dönüp giderek yaptığı blöfü çoğu satıcı yuttu. Sonunda akşam saat 21:00'de, AVM kapanışı öncesinde, elimizde içleri dolu iki bavulla dışarı çıktık ve akşam birşeyler atıştırmak adına Hard Rock Cafe'ye geçtik.Büyük modern Bangkok'u keşfetmiş olmanın verdiği keyifle otelimize geri döndük.
Ertesi sabah Bangkok'a 1,5 saat mesafedeki Yüzen Pazar'a (Floating Market) ve oradan da Fil Turu'na gittik. Yüzen Pazar çiftçilerin yetiştirdikleri taze meyve sebzeleri, yaptıkları hediyelik eşyaları, kızarttıkları her türlü et ürününü "tek başlarına kullandıkları" teknelerde sattıkları bir su üstü (kanal) pazarı. Buraya kadar gelmişken görmek güzel oldu ama bence kaçırılmayacak bir tecrübe değildi.Ardından gittiğimiz fil turu da 20 dakikalık keyifli sayılabilecek bir "ilk" tecrübeydi. Eğer iki sene önce Güney Afrika'da binmiş olsaydık burada bunu da denemezdim. Fil turu öyle bir zamanda bitti ki taksiye bindiğimizde bastıran sağnak yağıştan kıl payı kurtulmuş olduk. Bizden hemen sonra binmek üzere olan Türk Ailesi'nin durumunu merak ettik doğrusu ama güzel bir tecrübe olmuştur, yağmur sonrası müthis toprak kokusu ile.
Bangkok'taki son günümüzü yine alışveriş için ama bu sefer Bangkok'un ünlü gece pazarlarından olan Patpong'u keşfederek geçirmek istedik. Tezgah üstü tabir edilen bu gece pazarında kıyafetten, çakma saatlere, oyuncaktan, hediyelik eşyalardan DVD'ye/resimlere kadar onlarca çeşit ürün var. Gündüz yakalanmaktan son anda kurtulduğumuz sağanak yağış bizi az kalsın yakalayacaktı. Keyifli bir gece pazarı gezisi ve ardından aldığımız yine bir refleksolojiyi takiben otele vardığımızda gökgürültülü bir sağanak başladı ve 20 dk'da bitti.
Özetle Bangkok gezimiz, ertesi sabah Phuket'e geçmek üzere bitmiş oldu. Güzel bir tecrübe oldu ama aklımda kalanlar Büyük Saray gezisi ve ucuz kaliteli masajlar oldu.Bir daha gider miyim? Sanmam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder