18 Mart 2012 Pazar

Batı Amerika Turu - 2 (Las Vegas & West Grand Canyon)


LAS VEGAS (Nevada)

·       LA’de Union Station’dan kiraladığımız araba ile önce 10 no.lu Doğu ardından 15 no.lu Kuzey otoyolunu takip ederek 5,5 saatte gittik. Bunun 1,5 saatini LA’ye 1,5 saat mesafedeki Brastow’daki Outlet’te geçirdik. (Ralph Lauren Polo kot 30-35 USD).
·       Çok sayıda markanın ürünlerinin olduğu çölün ortasındaki bu outlet merkezinde Holiday-Inn Oteli bulunması da çok ilginçti. 
·        LA-Las Vegas otoyolunda 2 outlet var. İkincisi Las Vegas’a 1 saat mesafede.

Otoyolda saatte 75 m/h’dan hızlı gidemiyorsunuz. Hiç trafik polisine rastlamadık ama sürekli “radarlı takip” ikazları hız sınırına uymanızı zorunlu kılıyor. Las Vegas’a girerken hava kararmıştı ama yol şeritleri üzerindeki kedi gözleri sanki havalimanına gece inişi yapan uçak pilotu gibi hissetmenize neden oluyor. Çok geniş bir alana yayılmış olan ışık hüzmesi içinde Las Vegas’e geldiğinizi otellerin müthiş ışıklandırmaları ile anlıyorsunuz.

Otelimiz Trump Otel’di. Booking.com’dan ağustos ayında aldığımız iki gecelik iki kişilik konaklama için vergiler dahil 228 USD ödedik. Bu son derece lüks oteldeki konaklamanın gecesinin 450 USD olduğunu öğrenince güzel bir fırsat yakaladığımızı görmüş oldum. Belirtmeliyim ki otelimizin konsepti diğerlerinden farklıydı ve kumarhane yoktu. Son derece lüks konseptte ve elit kimselerin tercih ettiği bu otel diğer otellerin bulunduğu merkezden uzakta.   

Las Vegas’ın ana caddesi “Strip” ve lüks otellerin çoğu bu 2-3 km’lik L şeklindeki ana caddenin yanlarına konumlanmış vaziyette. Belaggio, Bally’s, Venedik Otel, Ceasar Otel, Paris Otel, Planet Hollywood,  Mirage vb. Geceleyin karşılaştığınız bu muhteşem ışık hazinesi, otel lobilerinden girince karşılaştığınız aksiyon ve dekorlar, ilk gece, sizi hayretlere düşürüyor. Tabi ki tüm yollar kumarhanelere çıkıyor. Venedik Oteli’nin içindeki kanallardaki gondollar ve mavi gökyüzü, Ceasar Palace’taki Roma ve gerçekçesine dekor edilmiş gökyüzü estetik ve yaratıcılık ile birleşen sermayenin gücünü göstermeye yeter. Her oteldeki özel showlar renkli ve son derece estetik digital bilboardlarda turistlerin dikkatine sunuluyor.

İlk gün yaptığımız akşam gezisinde Ceasar ve Venedik Otellerini dolaştık. Bu sırada yaptığımız değerlendirmede buraya iki günün yetmeyeceğini karar verdik.

Akşam yemeğini takiben saat 22:00 gibi, yorgunluğumuza rağmen Venedik Oteli’nin kumarhanesine gittik. Bütçemizden ayırdığımız 100 USD’nin bitmesi 1 saatimizi aldıJ

Ertesi gün, West Grand Canyon’u görmek üzere Arizona’ya doğru yola çıktık. Akşam üzeri yorgun dönmemize rağmen başka otelleri de görmek için kendimizi Strip’e attık. Mirage Otel, Bellagio ve Bally’s otellerine yaptığımız turlar sonrasında mimariden çok etkilendik ancak ilk güne ait görüşlerimizin aksine, konseptin her otelde aynı olduğu Las Vegas için showlar dahil 3 günün yeterli olduğu konusunda mutabık kaldık. 






West Grand Canyon (Arizona)
Benim gibi 80'li yıllardaki pazar sabahı sinema kuşağında kovboy filmleriyle büyüyenler için anlamı büyük olan Vahsi Batı'yı görmek son derece heyecan vericiydi. Sabah erkenden kalkarak, kiraladığımız aracımız ile West Grand Canyon’a doğru yola çıktık. Arizona Eyaleti’nde bulunan Grand Canyon’a gitmek 2,5 saatimizi aldı. Hualapai halkının yaşadığı bu topraklar şu anda koruma altında ve açık hava müzesi olarak işletilmekte.      






Kişi başı 35 USD vererek girilen bu parkın Sky Walk, Eagle Point, Guano Point olarak 4 ayrı yeri için de 45 USD vermeniz gerekiyor. Sky Walk altı cam zemini ile kanyonun kenarında ilginç bir tecrübe yaşamak için bir imkan sunuyor. Bu arada 200 USD’ye helikopter ile vadi turu da yapabilirsiniz.

Batı Amerika Turu -1 (Los Angeles)


Tarih: 03-12 Kasım 2011

Güzergah: İstanbul – LA – Las Vegas – San Francisco - İstanbul

Planlama:

Uçak biletimizi www.ekobilet.com’dan temmuz başında satın aldık. 1)İstanbul-LA, 2)Las Vegas-San Francisco, 3)San Francisco-İstanbul güzergahları için haziran ayında 650 €’dan başlayan hesaplı uçuş alternatifleri, sürenin yakınlaşması ile birlikte azalmaya başladı. Ağustos başında 840 €’ya ara uçuş dahil yukarıda belirtiğim 3 güzergah için Delta Airlines’dan biletleri aldık. (Delta Airlines, ara uçuş US Airways).

LA-Las Vegas: Karayolunu kullandık. Yola çıkış günü Union Station’daki Hertz’den Chevy Traverso’yu iki günlüğü (sigorta dahil) 390 USD ye kiraladık.

Oteller:

www.booking.com adresinden organizasyonu ağustos başında yaptık.

LA: Miyako Hotel (Downtown’da Little Tokya denen Japon mahallesinde çok temiz ve ekonomik bir hotel. Union İstasyonu’na 10 dk yürüme mesafesinde. www.booking.com adresindeki ortalama notu 7,9).

Yolculuk:
3 kasım TSI 06:30’da Ataturk Havalimanı’ndan Air France (Delta Airlines’ın operatörü) ile Paris aktarmalı Los Angeles uçuşumuza başladık. 3,5 saatlik uçuş ardından Paris Charles De Gaulle Havalimanı’na TSI 10:00, yerel saat ile 09:00’da vardık. (İş yavaşlatma eylemi nedeniyle check-in çok ızdıraplı idi). 10:45’deki AF 066 seferi ile Paris-LA seferimiz başladı. 12 saatlik yolculuk ardından LA’ye 03.11.2011’de yerel saat ile 14:30 gibi vardık. Doğudan batıya doğru uçtuğumuz için gün kazandık ve aynı gün inmiş olduk.(3 kasım İstanbul çıkışı, 3 kasım LA varışı).

                                              Los Angeles (California)

(*)“The entertainment capital of World”, “ shopping paradise”, “dining mecca”

 Güneşli ama çok sıcak olmayan bir havada indik (60 Fahrenheit = 15,5 C). Hava sıcaklığı fahrenheit ile ölçülmekte. Uçaktan gördüğüm LA dikine değil, geniş bir alana enine yayılmış büyük bir şehir. Yollar çok geniş ve planlı.  

Gümrük işlemleri sırasında gümrük polisinin güvenlik konusundaki işini büyük bir titizlikle yaptığını görüyorsunuz. Havalimanı Downtown arasını taksi ile 20-25 dk’da sürdü ve 40 USD ödedik. Freeway’de en soldaki baklava desenli çizgililerle belirtilmiş şerit (Pool Cars Lane) iki ve daha fazla yolcu taşıyan araçlara ait. Pakistan asıllı taksi şoförümüzden öğrendiğim kadarıyla yolcu olmadan bu şeridi kullanmanın cezası 300 USD’mış.

Bu mevsimde hava saat 18:00’de kararmaya başladı.

LA’de bize Hilda Hanım eşlik etti, dünya tatlısı bir hanımefendisi. Eşi Karekin Bey gibi O da Pangaltı’ndan. Karekin Bey 1978 yılında, Hilda Hanım ise 1991 yılında evlenince LA’ye gelmiş. Eğer ki dilimizi konuşan İstanbul Hanımefendisi bir rehber arıyorsunuz, mutlaka Hilda Hanım ile irtibata geçiniz.(0535 785 05 87).

Otele yerleşmemizi takiben, uykusuzluktan kapanan gözlerimize rağmen, Hilda Hanım’ın aracı ile ünlü markaların bulunduğu Rodeo Drive’a gittik. Prada’nın mağaza konsepti çok ilginçti. Saat 19:30 ve havanın kararmış olmasına rağmen, muhit olarak çok varlıklı bir yere geldiğinizi anlıyorsunuz.

Bizim Nişantaşı’na denk gelen Rodeo Drive’nin akşamın bu saatinde boş olmasını yadırgadım.

Akşam yemeğimizi Grand Lux Cafe’de yedik. Burası genelde paralı ve ünlü siyah Amerikalıların geldiği bir mekanmış. Porsiyonlar çok büyük.

LA’de ulaşım:

Hemen belirtmeliyim ki, LA’de mesafeler çok uzun ve ulaşım için araba zaruri. Araba kiraladığınız zaman trafik ve park sorununu dikkate almanız lazım, çünkü park veya trafik cezası ile karşılaşmanız ihtimal dahilinde.

Park sorunu:

·         Dikkati olunmalı, park yasakları veya süreli park kısıtlamaları çok yaygın. Tabelalardaki uyarılara dikkat edilmesi lazım, aksi halde ceza yemek sürpriz olmaz.

·         Kaldırım kenarlarındaki kırmızı, yeşil ve beyaz çizginin bile anlamı var. Şöyle ki kırmızı çizgili kaldırımın yanına park yapılmazken, yeşil çizgili kaldırımın yanına en fazla 20 dakika park edebiliyorsunuz, beyaz çizgili kaldırımın yanında ise ancak yolcu indirip bindirebiliyorsunuz. Parkmetreler için yanınızda mutlaka bozuk para olmalı, bozuk para eksikliği bile park konusunda ciddi bir yük.

Not: İstanbul’da olan EDS (Elektonik Denetim Sistemi) LA’de yeni kaldırılmış. Eskiden hız, kemer, telefon ile konuşma veya kural ihlalleri kameralardan tespit edilmiş adresinize yüklü cezalar gönderiliyormuş ama şikayetler üzerine uygulamaya son verilmiş.

Dikkat edilmesi gereken hususlar:

·         Yanınıza mutlaka ADB içinde kullanılan 3 başlı veya özel iki başlı priz alınız.

·         Park işaretlerine dikkat.

·         Tüm fiyatlara vergisizdir. Ortalama %8 gibi bir vergi ilave edilmektedir.

·         Araç kiralarken otellerin park ücretlerini de hesaba katınız.

·         Ortalama bahşiş %15. Bir daha uğramayacaksanız maksimum %10 verinJ

·         ABD içindeki ara uçuşlarda valiz uygulamasına dikkat. Yanınıza bir adet alınmasına izin var ama bagaja verdiğiniz her bir bavul için 25 USD’den başlayan ekstralar var. Havayolu şirketi uygulamaları genelde bagaja verilen ilk bavul için ücret istemiyor ama en ucuz bilet satan şirketler (US Airways) ilk bagaja da 25 USD çakıyor. Alışveriş yaparken bavul kapasitesine dikkat.

·         Giyim konusundaki alışverilerinizi şehirlerarası yollarda bulunan outletlerden yapabilirsiniz, daha hesaplı.

 Dikkat çekenler:

·         Amerika’da her şey çok büyük. Caddeler, evler, mobilyalar, porsiyonlar, arabalar…

·         Sistem süper. Mekanizma sıkı kontrol altında. Özgürlükler Ülkesi Amerika’nın vitrinlerinden birisi olan LA, Türkiye’ye göre daha sıkı ve kontrol altında. Polisler çok ortalarda olmadığı anlarda bile insanlardaki oto-kontrolü hissediyorsunuz. 1980’lerdeki Rodney King olayından sonraki isyanı hatırlayınca bu kontrolün gerekliliği anlaşılır.  

·         Varlık ile yokluğun bir arada olduğu kozmopolit bir şehir. Amerikan Rüyası ile Kapitalizm Gerçeği…

·         Her saat mutlaka bir ambulans ve/veya itfaiye sireni duyuyorsunuz. Meğer yangından dolayı değil, her ambulansa mutlaka itfaiyenin de eşlik etmesi gerektiğinden kaynaklanıyormuş. Sakın panik yapmayın yada amma da çok yangın çıkıyor bu şehirde demeyin.

·         Daha önce bu kadar evsiz insanı görmemiş ve küresel krizi bu kadar hissetmemiştim.

Görülecek yerler;

·         Universal Studios: 1 tam günü ayırın. Union Station’dan kalkan kırmızı metro hattı ile ulaşabilirsiniz. Biletler kişi başı 1,5$. 12 durak 20-25 dk sürüyor. Metro yolculuğu ilginç bir tecrübe imkanı da sağlıyor. Universal Studios için giriş kişi başı 77 €. Korku Tüneli, Universal Studios Tour, Jurasic Park ve Mummy favorilerimdi. Stüdyo çıkışındaki City Walk gece ışıkları arasında çok keyifli.



·         Rodeo Drive: hafta sonu gündüz gözü ile gittiğinizde, hava güzelse ve şanslıysanız ünlüleri görme imkanınız varmış. Lüks markalara ait farklı konsepte mağazaların olduğu bir bölge.

·         Santa Monica: Hareketli ve şık alışveriş mağazalarının bulunduğu bir sahil kasabası. İstiklal Caddesi gibi sağında solunda mağazaların bulunduğu trafiğe kapalı ana caddesinde yeteneklerini sergileyen farklı milletlerden insanların gösterilerini seyretmek çok keyifli. Bu yol sizi muhteşem Santa Monica sahiline çıkarıyor.

·         Grove:  özellikle gece ışıkları altında harika. Meydana bakan LA Piazza’da keyifli bir akşam yemeği günün yorgunluğunu unutturuyor.



·         Venice Beach: Zamanımız kısıtlı olduğundan Venice Beach yapamadık ama buranın da görülmesini arkadaşlarım salık verdiler. Forest Gump filminde Tom Hanks’in koşusunun bittiği yerin Venice Beach olduğunu öğrendim.

·         Hollywod Bulvarı: Filmlerde gördüğümüz, Oscar törenlerinin yapıldığı, ünlülerin isimlerinin yeraldığı kaldırımların olduğu bu bulvar benim için bir hayal kırıklığı oldu. Gitmişken görülmesi gereken bir yer ama daha keyifli yerler var, çok zaman ayırmayın derim.

·         Long Beach, Laguna Beach, New Port Beach:  Araba ile trafik durumuna göre 45-60 dakika sürüyor. Çok keyifli sahil kasabaları. Beyaz Amerikalıların ağır bastığı varlıklı kesimin olduğu yerler. Lüks yerleşim yerlerini, vilları görüyorsunuz. Long Beach 1900’lerin başında popüler bir sahil beldesi olarak kurulmuş. 1967 yılında Long Beach’in turistik bölge olarak yeniden doğması için Queen Mary transatlantiği satın alınarak buraya bağlanmış. Şimdi otel olarak işletilmekte. Tüm ihtişamıyla duruyor. Vaktiniz varsa tavsiye ederim.

·         Downtown: sabahları olan hareketlilik akşamları kayboluyor. Hayalet kasaba gibi…

·         Nokia Centre: LA Lakers’in maçlarını yaptığı Staples Center’in bulunduğu yer. Mavi metro hattı ile gittiğinizde Pico durağında ineceksiniz. Özellikle haftasonu akşamları hareketli.  

Sonuç: 3 gün olarak planladığımız LA gezisi için “süre yetmedi” diyebilirim. Zaten 1 gün Universal Studios’da geçti. İmkanınız varsa 1 hafta zaman ayırın ve San Diego dahil çevre yerleri de geziniz.

15 Mart 2012 Perşembe

TAYLAND 1 ( Bangkok )

Thailand'a gezi fikri, gezginci sevgili dostum Hakan Turfan'ın mart ayındaki Shop&Miles kampanyası hakkındaki bilgilendirmesi ile doğdu. Kişi başı 35.000 mil puanı ile aldığımız biletlerimiz ile 06 Nisan gecesi 23:45'deki THY uçağı ile yola çıktık. Yaklaşık 10 saat sonra yolculuk sonrası, ülkemize göre 4 saat ileride olan Tayland'ın başkenti Bangkok'taki Suvarnabhumi Havalimanı'na yerel saat ile 14:00 sularında indik. Otelimize hızla gidebilmek için, ülkemize göre nisbeten daha ucuz olan taksiyi seçtik. Belirtmeliyim ki, hesaplı olması açısından kullanacağınız taksi havalimanı gelen yolcu kapısının dışındaki (tıpkı Atatürk Havalimanı'nda olduğu gibi) taksilerden olmalı. Yoksa havalimanı içindeki özel taksi/limuzin şirketlerinin standlarındaki elemanlara kanarsanız 4-5 misli fiyata bu taksilerle yolculuk etmek durumunda kalırsınız. Taksiye binmeden önce taksi gişesinden sıradaki taksi için ödemenizi yapıp biletinizi alıyorsunuz. Her mesafenin tarifesi var. Havalimanından bizim seçtiğimiz merkezdeki (Old City) otele, çevreyolu ücreti dahil, 340 Baht verdik. Sakın ucuz olsun diye çevreyolunu kullanmamazlık yapmayın, çünkü şehiriçi trafiği fecaat. Çevreyolundan otelimize 40 dakikada geldik. Bu arada belirtmeliyim ki, İstanbul'un soğuk havasından sonra Banhkok'ta 32 C ve %55'lik bir nem oranı ile karşılaştık. Otelimize (Prince Palace) yerleşip duş almamızı müteakip saat 16:00 sularında şehrin tarihi kısmı olan Old City tarafına doğru keşfe çıktık. Direkt yürüyüş mesafesinde 20-25 dakika olan bu mesafeyi, otelin etrafındaki meyve ve bilumum etin pişirildiği mobil tezgahlardan oluşan pazarın içinden geçerek ve ara sokaklara dalarak ancak 2 saatte aldık. Baharatın yoğun kullanıldığı Thai yemeklerinin ve etlerin yaydığı kokunun yüksek nem oranı ile birleştiği bu egzotik ortamda ilk tattığımız şey dilimlenmiş ananas ve mango oldu. Bangkok sokaklarında gezerken karşınıza aniden bir tapınağın çıkması çok mümkün. Tapınak önlerinde, köşebaşlarında, otellerin resepsiyon kısımlarında Buddha'ya sunulmak üzere sabahları konan bir tepsi yiyecek ve içecekten oluşan adaklar dikkat çekici. Bu adaklar her sabah yenileniyor.
Keşfimizin süresinin uzamasına ve Büyük Saray'ın (Grand Palace) erkenden (saat 15:30'da) kapandığını öğrenmemiz üzerine soluklanmak üzere Starbucks türü bir cafe aradık. Belirtmeliyim ki Old City genelde Eminönü'ne çok benziyor ama bırakın Starbucks türü bir cafeyi, herhangi klimalı bir yer bile yok. Yolculuğun getirdiği yorgunluğun üzerine yaptığımız nemli havadaki bu 4 saatlik yürüyüş ardından dönmeye karar verdik. Dönüşümüzü Tuktuk ile yaptık. Tuktuk, arkasına iki yolcunun oturduğu, ses ve hava kirliliği yaratan Bangkok'a has bir ulaşım aracı. Bangkok trafiğinde 50.000 adet tuktuk var. Kısa mesafeler için uygun olabilir ama 3 km'yi aşan mesafeler için taksiyi öneririm. Çünkü bu fecaat trafikte kısa mesafeler bile 20 dk'dan önce katedilemiyor. Bu sürede de tüm egzos dumanı ciğerlerinizi yakıyor.Kimi şöförler ve hatta sokaktaki insanların bazıları sürekli maske ile dolaşıyorlar. Otelimize gelip annemin yaptığı ev poğaçası ve çay ile akşam yemeğimizi yedik.Tüm uykusuzluk ve yorgunluğa rağmen hemen masaj yaptırmak istediğimiz için kapağı, otelin resepsiyonundaki görevlilerin önerdiği bir masaj salonuna attık. 2 saatlik müthiş bir masajı kişi başı yaklaşık 90 TL'ye yaptırdık. Tek kelime ile mükemmeldi. Gece odamıza döndüğümüzde deliksiz bir uykuya daldık.
Sabah otelde aldığımız kahvaltı ardından saat 09:00'da otelin kapısındaydık. Otelin yanıbaşında, sabahın bu saatinde toplanmakta olan giysi pazarını görünce şaşırdık. Öğrendiğimize göre Bangkok'ta sıcaktan az etkilenmek adına sabah 06:00'da "sabah pazarları", akşam 18:00'den sonra da "akşam pazarları" kurulmaktaymış. Otelin önünden çevirdiğimiz bir tuktukçu ile 100 Bahta Büyük Saray'a gitmeye anlaştık. Tam yola çıkmıştık ki, benim anlamakta zorlandığım ama Hülya'nın çok rahat anladığı bana göre komik bir aksanlı ingilizce ile, bizi 50 Baht'a bile götürebileceğini belirtti. Tam içimden, Hakan'ın da yola çıkmadan önce belirttiği gibi, bu insanların çok saygılı ve insan canlısı olduğunu düşünürken birden anagüzergahtan ayrıldığımızı farkettim. Yakıt almak için farklı bir yola saptığını düşünürken Aksaray'daki dükkanlar gibi bir mağazanın önünde durduk. Mağaza dediğime bakmayın, küçük ve içinde parlak komik kıyafetlerin satıldığı bir dükkan bu. Jeton bizde geç düştü ve 5 dk sonra birşey almadan dışarı çıktığımızda bizi bekleyen tuktukçumuzun suratındaki bozuk çalan ifadeyi görmenizi isterdim. Meğerse alışveriş yapmış olsaydık, dükkandan benzin kuponu alacakmış. Tabi elimiz boş çıkınca adamcağız dumur oldu. Hemen belirtmeliyim ki bir tuktukçu dışında Bangkok'taki tüm tuktuk maceralarımızda aynı teklif ile karşılaştık. Bu yüzden gittiğinizde bu durumu bilerek tuktuk pazarlığı yapmanızı öneririm.
Sonunda Grand Palace'a vardık. Tek kelime ile uzakdoğunun muhteşemliğini içeren bir yapı. Bu saray hem kralın ikametgahı hem de kutsal Phra Kaeo'nun (Zümrüt Buddha) korunduğu bir saray. Yapımına 1782 yılında başlanmış. Kraliyet ailesi bugün Dusit'te ikamet ediyor olsa da bugün Thailand'ın en kutsal tapınağı burasıymış. Ziyaret sırasında mutlaka ayak bileklerinizi ve omuzlarınızı açıkta bırakmayacak kıyafetler giyin, ya da giriş kapısının karşığında 50 Baht'a kiralayın.



Saray içindeki Phra Kaeo Tapınağı (Wat Phra Kaeo) Büyük Saray'ın içinde ayrı bir yapı ve en kutsal mekan olmasına rağmen içinde yaşayan rahipler (monk) yok. Buradaki ziyaretimiz ardından çok yakında olmasına rağmen kısa yoldan tuktuk ile Pho Tapınağı'na (Wat Pho) uzanan Buddha'yı görmek istedik ama bindiğimiz tuktukçu bizi yine biryerlere götürdü. Yaklaşık yarım sonra geldiğimiz bu Wat Pho'nun Thailand'In en eski ve en geniş tapınağı olduğunu belirtmek isterim. Bu tapınağın en çarpıcı kısmı 46 mt uzunluğundaki uzanmış altın renkli Buddha (reclining Buddha) heykelidir.



1,5 saatlik bir gezi ardından artık şehrin modern kısmını görmeye karar verdik. hemen belirtmeliyim ki Bangkok dört kısımdan oluşmakta. Tarihi kesim olan Old City, Dusit, China Town ve Down Town. Modern kısımda muazzam alışveriş merkezleri var. Siam Square, Silom, Phloen Chit ve Sukhumvit Road üzerinde çok sayıda alışveriş outletleri var. Bangkok'un en büyük alışveriş merkezi olan Central World Plaza'nın Güneydoğu Asya'nın da en büyük alışveriş kompleksi olduğunu öğrendik. Kapağı ilk önce MBK denen 8 katlı Mahboonkrong alışveriş merkezine attık. Burası sanki açık pazar gibi dükkanların mallarını koridorlarda sergilediği bir AVM. Hardcover, büyük ve orta büyüklükteki iki bavulu 140 TLye aldık. Hülya katlardaki dükkanları arşınlarken beni bir masaj dükkanına bıraktı. 1 saat sonunda geldiğinde, hayatımın en kaliteli ayak masajını yaptırmış olmanın yüzümde bıraktığı ifadesini görünce hemen fotoğraf makinesine sarıldı. Yanyana dizilmiş rahat koltuklarda oturan, çoğunluğu turistlerin oluşturduğu, mutlu insanlar tablosu görülmeye değerdi.



Çin'deki pazarlık tecrübesi ardından Hülya'nın buradaki pazarlık yetkinliği karşısında şapka çıkarmak durumunda kaldım. Burası çakma veya yerli malların satıldığı bir AVM olduğu için pazarlık payı yüksek. Ama yine de %50'ye kadar teklif verip ardından arkasını dönüp giderek yaptığı blöfü çoğu satıcı yuttu. Sonunda akşam saat 21:00'de, AVM kapanışı öncesinde, elimizde içleri dolu iki bavulla dışarı çıktık ve akşam birşeyler atıştırmak adına Hard Rock Cafe'ye geçtik.Büyük modern Bangkok'u keşfetmiş olmanın verdiği keyifle otelimize geri döndük.
Ertesi sabah Bangkok'a 1,5 saat mesafedeki Yüzen Pazar'a (Floating Market) ve oradan da Fil Turu'na gittik. Yüzen Pazar çiftçilerin yetiştirdikleri taze meyve sebzeleri, yaptıkları hediyelik eşyaları, kızarttıkları her türlü et ürününü "tek başlarına kullandıkları" teknelerde sattıkları bir su üstü (kanal) pazarı. Buraya kadar gelmişken görmek güzel oldu ama bence kaçırılmayacak bir tecrübe değildi.Ardından gittiğimiz fil turu da 20 dakikalık keyifli sayılabilecek bir "ilk" tecrübeydi. Eğer iki sene önce Güney Afrika'da binmiş olsaydık burada bunu da denemezdim. Fil turu öyle bir zamanda bitti ki taksiye bindiğimizde bastıran sağnak yağıştan kıl payı kurtulmuş olduk. Bizden hemen sonra binmek üzere olan Türk Ailesi'nin durumunu merak ettik doğrusu ama güzel bir tecrübe olmuştur, yağmur sonrası müthis toprak kokusu ile.
Bangkok'taki son günümüzü yine alışveriş için ama bu sefer Bangkok'un ünlü gece pazarlarından olan Patpong'u keşfederek geçirmek istedik. Tezgah üstü tabir edilen bu gece pazarında kıyafetten, çakma saatlere, oyuncaktan, hediyelik eşyalardan DVD'ye/resimlere kadar onlarca çeşit ürün var. Gündüz yakalanmaktan son anda kurtulduğumuz sağanak yağış bizi az kalsın yakalayacaktı. Keyifli bir gece pazarı gezisi ve ardından aldığımız yine bir refleksolojiyi takiben otele vardığımızda gökgürültülü bir sağanak başladı ve 20 dk'da bitti.
Özetle Bangkok gezimiz, ertesi sabah Phuket'e geçmek üzere bitmiş oldu. Güzel bir tecrübe oldu ama aklımda kalanlar Büyük Saray gezisi ve ucuz kaliteli masajlar oldu.Bir daha gider miyim? Sanmam.

TAYLAND 2 ( Phuket )

Hazırladığımız 9 günlük Tayland gezimizin 2. durağı olan ve 3 gün kalacağımız Phuket için 10.04.2011 pazar sabahı Bangkok Havalimanı'ndan 10:50'de havalandık (Airasia). Airasia bizim Pegasus'un Tayland şubesi gibi, sadece ulaşım için fiyatları makul ve ilave her türlü servis ücret karşılığı. 1,5 saatlik uçuşun ardından Phuket Havalimanı'na indik. Havalimanından ulaşım için minibüs veya taksi seçenekleri havalimanı içinde mevcut ve tarifeler firmalar için hemen hemen aynı. Bangkok'ta yaptığımız alışverişler nedeniyle şekil değiştiren valizlerimizden dolayı (:-)) zaman kaybetmemek ve kalacağımız otelin kapısına kadar gidebilmek adına 650 Baht karşılığında özel taksi tuttuk. 35 dk lık bir yolculuk ardından yeşillikler içindeki yoldan adanın en hareketli yeri olan Patong Koyu'ndaki, iki gün kalacağımız ilk otelimize (Duangjitt Resort) geldik. Hemen belirtmeliyim ki, dünyaca ünlü turizm merkezi Phuket, Tayland'ın en büyük adası ve Tayland'ın, batısındaki Andaman Denizi'nin Yukarı Andaman diye tabir edilen kıyılarının en güneyinde (Upper Andaman Cost) yeralan yerleşim merkezlerinden birisi. İlk olarak kalay üretimi ile gelir elde eden bu adanın şu andaki en önemli zenginliği turizm. Anakaraya 700 m'lik bir köprü (Sarasin Bridge) ile bağlanan Phuket'in içinde demiryolu yok ve en etkin ulaşım aracı karayolu. Araç kiralamak isterseniz yolun İngiltere'de olduğu gibi sağ şeritten aktığını belirtmek isterim.Adanın batı Andaman Denizi'ne komşu kıyılarındaki koylardan en canlısı Patong. Patong'un hemen altında Karon ve Kata sahilleri de çok popüler ama Patong'a göre daha sakinler. Biz planımızı, ilk iki günümüzü özellikle gece hayatının da canlılığından yararlanmak adına Patong bölgesinde, son günü de dinlenmek ve denizden yararlanmak için adanın güney doğusundaki Panwa Beach tarafında geçirmek üzere yapmıştık. Otelimize öğle üzeri yerleştiğimizde ilk işimiz önümüzdeki iki günü programlamak oldu. İlk gece için FantaSea Show, ikinci gün adalar turu ve gecesi için Simon Cabaret Show'da karar verdik. Otelimizdeki acenteden sadece showların biletlerini aldık, çevre turları için otel dışındaki turizm acentelerinden yararlanmak istedik çünkü otellerdeki organizasyonlar daha pahalı. Patong sahilinde çok kaliteli ve inanılmaz fiyatlara deniz ürünleri sunan kaliteli restaurantlar var. "Denizden babam çıksa, yerim" diyenlerdenseniz burası sizin için doğru adres. Ben ve eşim kırmızı etçi ve sebzeci olduğumuz için ve sabahtan beri sadece kahvaltı ile durmanın da verdiği açlıkla, açılışı Burger King'de yaptık.Hemen akabinde yaptığımız kısa yürüyüş turundan sonra FantaSea Show'a gitmek üzere otelimize döndük. Fanta Sea Show bir tür eğlence parkı. İçinde çocuklu aileler için renkli standlar, ışıl ışıl bir restaurant ve Fanta Sea Show'un yapıldığı dış mimarisi görkemli bir gösteri merkezi var. Yerel efsanelerin anlatıldığı ve göze hitap eden kesinlikle çok keyifli bir gösteri, tavsiye ederim. Gösteri ardından 23:00 sularında tekrar Patong merkeze geldik. Akşam üzeri gördüğümüz nisbeten sakin Patong, gece yarısına doğru havasını yakalamıştı. Trafiğe kapalı Bangla Road Patong'un ve eğlencenin merkezi. İlk göze çarpan husus yüksek sesli müzik ve renkli ışıkların hakim olduğu barlar, Go-Go barlar, kadınlar ve sheboy'lar. Uzun boylu, makyajlı ve kesinlikle daha güzel olan kadın gördüğünüzde anlayın ki karşısınızda bir sheboy var. Sizi, fotograflarını çekerken gördüklerinde hemen müdahele edip para istiyorlar. Parayı verdiğinizde aralarına alıp cüretkar pozlar verebiliyorlar. Phuket'te dikkat çeken diğer husus ise çok sayıda orta yaşın üzerindeki batılı erkeklerle yerli bayanların oluşturduğu çiftler. Hayatlarının ikinci baharında elele romantizm yaşamaya gelen yaşlı batılı erkekler için burası bir cennet olsa gerek:-). Bangla Road'un bu canlı atmosferi içinde Türkçe diyaloglarına da sık sık denk geldiğimizi belirtmek isterim. (Geldiğimiz THY uçağının yarısının turist, yarısının bekar Türk erkekleri olduğunu hatırladık). Ertesi gün sabah erkenden kalktık ve çevredeki adaların bir kısmı için yapacağımız tura katılmak üzere lobide bizi bekleyen minibüse bindik. Diğer otellerden toplanan yolcular ile vardığımız limanda bizi bekleyen 50-60 kişilik teknelerden birine bindik. Bugün bizim için önemliydi çünkü hayalini kurduğumuz muhteşem denizin olduğu bir tura katılıyorduk ve 2011 yılının ilk deniz tatili açılışını yapacaktık. Gezimizde James Bond Adası, Panak Adası, Hong Adası ve bir de ismini hatırlayamadığım ama kanolarla içine girdiğimiz bir mağara ardındaki güzel bir iç göl (lagoon) vardı. Denizin dibinden bir dikik gibi çıkmış kireç yığını şeklindeki adacıkların oluşturduğu görüntü alışık olmadığımız bir durum olduğu için ilgimizi çok çekti. Bunların en ünlüsü, adaya da ismini veren, 1974 yapımı "The Man With the Golden Gun" adlı bölümün çevrildiği James Bond adasıydı. Bir filmin bir adayı bu kadar ünlü yaptığı yer sayısı azdır herhalde. (Bunlardan birisi de The Beach filminin çevrildiği Phi Phi Adası'ndaki Maya Beach). Burada denize girme imkanınız yok çünkü turlar burada en fazla 45 dk kalıyor. Küçük bir yer olduğu ve herkes filmin ünlü yaptığı kayalığın bulunduğu sahilde fotoğraf çektirmek istediği için ortam tıkış tıkış. Zaten bu minik adaya tur tekneleri yanaşamıyor, 20'şer kişilik motorlu long tail boatlar sizi alıp parti parti adaya çıkartıyorlar. Tam bizdeki dolmuş olayı gibi, sadece tek bir kayığın yanaşıp yolcularını boşaltıp alabildiği ufak bir iskelesi var. Trafiğin bu kadar yoğun olduğu bu minik adada 45 dk kalmak bir lüks. Kaldı ki denizi işe yaramaz. Suyun dibi gözümüyor. Bu en büyük hayal kırıklığımız oldu. Turumuzun en son kısmında ismini hatırlamadığım ıssız bir koyda denize girebileceğimizi öğrendik. Koy ıssız, sessiz, çekici ve suyu filmlerdeki gibi okyanus açık yeşili ama suyun dibi gözükmüyor. Yani nerede bizim Datça'nın, Göcek Koyu'nun cam gibi dibi gözüken denizi. Buna rağmen serinlemek için girdiğim sudan ıssız adanın kıyısına kadar yüzdüm. Gözlük takmış olmama rağmen en sığ yerde bile suyun dibi gözükmüyordu. Rehberimizin "saat 17.00ye kadar buradan ayrılmış olmamız gerektiğini çünkü bu saatten sonra deniz analarının buraya akın ettiğini" belirtmesi üzerine tekneye dönerek yola çıktık. Hülya dibi gözükmeyen hiçbir denize girmediği gibi, rehberimizin yaptığı bu bilgilendirme de, onun Andaman Denizi'nden tamamen soğumasına yol açtı. Sonuç olarak Tayland'ın ve Phuket'in çok övülen denizi bizim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Geri dönüş yolunda, Nihat Doğan triplerine kapılmış bir psikolojide olduğumuzu farkedince, muhtemelen güneş çarpması ve yorgunluktan kaynaklandığını düşündük:-) Akşam otelde aldığımız ilk deniz mahsüllü yemeğimizde balık ve ıstakozun tadına bakabildik. Menüde dikkatimizi çeken husus kırmızı etin balık ve tavuk etine göre daha pahalı olduğuydu. Yemek ardından eşcinsellerin hazırlayıp sunduğu ünlü Simon Caberet Show'a gittik. Çin, Japonya ve Rusya'dan gelen tursitlerin ağırlıklı olduğu bu gösterinin belli bölümlerinde bu dillerde yapılan kısımlar yoğun alkış aldı. Bizce kaçırılmaması gereken eğlenceli bir gösteriydi. Gösteri ardından yine soluğu Bangla Road'da aldık. Girişin ücretsiz olduğunu söyleyen genci takip ederek girdiğimiz gogo barda ilk gözümüze çarpan husus iki ayrı stand üzerindeki direklerde show yapan Tayland'lı kızlardı. Ortam oldukça vasat ve en ucuz bira yaklaşık 30 USD. Tabi ki çok kalmadan çıktık. Gece yarısına yaklaşmamıza rağmen günün yorgunluğunu atmak için soluğu bir masaj salonunda almak istedik. Kesinlikle önerilen masaj salonu "Christine". Alt kattaki ana girişin hemen solunda geleneksel masajlar için bir salon, üst katta ise erotik olan köpüklü masaj salonu var. Öğrendiğimize göre sadece erkekler değil, kimi çiftler de köpüklü masaj alıyorlarmış.
Ertesi gün yani 12 nisan sabahı Patong'daki son günümüzdü. Çünkü buraya gelmeden önce Phuket'e ayırdığımız son günü, dinlenerek denizin daha güzel ve ortamın daha sakin olduğuna inandığımız, adanın güneybatı tarafında geçirmek üzere planlamıştık. Panwa Beach'te ayarladığımız Radisson Resort'a gitmeden önce, Patong merkezini gündüz gözü ile son kez görmek istedik. Dışarı çıktığımızda turistler dahil herkesin gerek ellerindeki su tabancaları (hatta tüfekleri) gerekse su hortumları/kovalar ile su savaşına girdiğini gördük. Bunun nedeni ertesi gün yani 13 Nisan'da başlayan ve 2 gün sürecek olan Yeni Yıl kutlamaları (Songkran) idi. Bu kutlamalar sırasında insanlar "şans ve mutluluk getireceğine" inanarak birbirlerini ıslatıyor. Sıcak ve nemin olduğu bir ülkede faydalı bir kutlama yöntemi. Bu nedenle insanlar sokaklarda yürürken dükkanların öününde oturanlar ellerindeki tabanca/tüfeklerle yoldan geçenleri ve birbirlerini ıslatıyorlar. Ancak bu ıslatma işlemi bu kadar masum olmuyor. Şöyle belirteyim ki, diktatörlükle yönetilen kimi Afrika ülkerindeki iç savaş sahnelerinin olduğu filmleri mutlaka seyretmişsinizdir; hani şu üstü açık jeeplerin üzerinde ellerinde silahla dolaşan gerillaların sokak çatışmalarına dahil olduğu sahneler.. o sahnelerdeki silahların yerine buradaki renkli plastik büyük su silahlarını ve mermi yerine de suyu koyarak hayal edin ltf. Mayo ile dışarı çıkmadıysanız böyle bir ortamda vay halinize. Bizim başımıza da bu geldi işte. İç çamaşırlarımıza kadar ıslandık. Bana göre çok keyifli olan bu gelenek, böyle bir ortama hazırlıklı olmadan giyinerek yola çıkan eşim için gerginlik yarattı.
Patong maceramız bu şekilde sona erdi. Otelimizde bekleyen taksiye atlayarak yarım saat mesafedeki Panwa Beach'teki otelimize doğru yola çıktık. Radisson Hotel oldukça komforlu ve sessiz bir hotel, az sayıda misafiri var. Personel, tıpkı diğer otellerde olduğu gibi son derece saygılı ve güleryüzlü. Taksiden yarı ıslak giysilerle indiğimizi görünce başımıza gelenleri, yüzlerindeki ifadeden, anladıklarını düşündüm. Denizin güzel olacağı beklentisi ile kendimizi hemen sahile attık. Dün yaşadığımız hayal kırıklığı tekerrür etti. En sığ yerinde bile dibi görülmeyen su! Halbuki tüm programı buna göre yapmıştım. Bilseydim Phuket'e 3 gece ayırmazdım. Bu hayalkırıklığı ile plajdaki sessiz sedasız yatan iki çiftin yanına biz de uzandık. Eşim ile aramızda yarım saat muhabbet ettikten sonra otelin sahilindeki birbiri ile konuşmayan bu iki çiftin de, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşları olduğunu ve balayı için buraya geldiklerini öğrendik. Tesadüfün böylesi! Bu otelin bize verdiği en büyük keyif "spa keyfi" oldu. Muhteşem bir tecrübeydi. Kişi başı 110 TL gibi ücret ödedik saati için ama gerçekten muamele ve ortam anlatılamaz. Bu keyifli tecrübeyi takiben aldığımız lezzetli akşam yemeği ardından (ıstakoz ve ördek eti) odamıza çekilip ertesi gün başlayacak Phi Phi Adası yolculuğumuzun planlarını gözden geçirdik.
13 nisan yeni yılın ilk günü olduğu için karşılaştığımız tüm çalışanların yakın ilgisi ile karşılaştık. Allahtan burada dün yaşadığımız su savaşı olmadı. Sabah kahvaltısında gördüğüm Nutella benim için yeni yıl hediyesi oldu. Tayland'a geldiğimizden beri ilk kez bu kadar keyifli bir kahvaltı yaptığımızı belirtmek isterim.
Kahvaltı ardından PhiPhi'ye gidecek olan feribota binmek üzere Rassasa Pier'e (rıhtım) götürecek olan taksiyi ayarladık. 450 Baht'a anlaştığımız müslüman taksici Abdullah'ın aracı bagajı aynalı ve camlı özel yapım Honda Civic idi. (Hemen belirtmeliyim ki, doğal olarak araçların neredeyse tümü Japonya, Çin ve Kore'den geliyor.) Yarım saatlik güzergahımız üzerinde tam bir su savaşı yaşandığını gördük. Kimbilir şimdi Patong'da olsaydık neler neler görecektik:-). Liman'a geldiğimizde PhiPhi'ye götürecek feribotun biletlerini kişi başı 600 Baht ödeyerek aldık (yaklaşık 20 USD)
Phuket maceramız 13:30'da Rassada Pier'den Phi Phi'ye kalkan feribot ile sona erdi.
Phuket'e tekrar gelir miyiz? İkimizin de yanıtı aynı. "Sanmam".